<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758</id><updated>2012-02-16T10:49:57.784-08:00</updated><category term='Cemal Granda'/><category term='Mehmet Şevket Eygi'/><category term='Fatih Altaylı'/><category term='Umur Talu'/><category term='Haşmet Babaoğlu'/><category term='Hıncal Uluç'/><category term='Ali Bayramoğlu'/><category term='Muhammed Ceylan'/><category term='Baskın Oran'/><category term='Mustafa Armağan'/><category term='Şeyh Edebali'/><category term='Hz. Muhammed (S.A.V.)'/><title type='text'>Okuyan ve Düşünen Beyinlerin Adresi</title><subtitle type='html'>Etkileyici yazılar ve yazarlarını burada bulabilirsiniz</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-5922428637260581290</id><published>2009-02-22T22:36:00.000-08:00</published><updated>2009-02-22T22:46:54.261-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haşmet Babaoğlu'/><title type='text'>"Milli mesele"miz olarak din</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3530/3302320199_d950724208_o.jpg" width="675" height="350" alt="dua2" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi dostlarım var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal analiz yaparken müthiş iddialıdırlar ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojiyi kapılarından içeri sokmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar için sanki toplum diye bir şey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsa yoksa siyasal aktörler!&lt;br /&gt;Geçmişte &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Demirel, Ecevit, Özal, bugün Baykal, Erdoğan&lt;/span&gt; ve partileri her şeyi açıklamak için yeter onlara...&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;Mesela CHP'nin tarikat açılımı, çarşaf açılımı, başörtülü belediye başkanı adayı açılımı falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bütünüyle oy avcılığı içindir ya da liderde cisimleşen siyasal çözülüşün tezahürüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam. Diyelim ki, CHP'nin yaptığı oy avcılığı!&lt;br /&gt;Fakat tam o noktada sormak gerekmez mi: Neden oy avcılığı hep bu alanda yapılır? Hatta neden zalim ve muktedir darbeciler bile ellerinde Kuran'la meydanlara çıkmak zorunda kalırlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır! Bu soruyu akıllarından bile geçirmezler. Bu soruya cevap arayanlara da öfkelenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim dostlar &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;AKP'nin % 47'sini&lt;/span&gt; anlamaya çalıştıkları zaman da aynı tavrı sürdürürler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşkın ve kızgındırlar. Bu sonucun arkasında hep bir bit yeniği kovalarlar!&lt;br /&gt;"Din istismarı" kavramını İngiliz anahtarı gibi her kapıyı açmak için kullanırlar.&lt;br /&gt;Fakat o da olmadığında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın oyunu üç kilo bulgura sattığına karar verirler ve bu kararlarından bir daha zerre şaşmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP'nin neden türbandan yana tavır aldığını da anlamak istememiştir bu dostlarım.&lt;br /&gt;Bu partinin daha 1999'da Meclis'e başörtülü milletvekili taşıdığını unuturlar. MHP milliyetçiliğinin muhafazakâr temellerini ve toplumsal tabanının özelliklerini görmek yerine siyasal komplolara ve &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" hatalı liderliğe "&lt;/span&gt; bağlamak işlerine gelir.&lt;br /&gt;Oysa toplum parti tezlerine göre biçimlenmiyor. Buna direniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal aktörler gelip geçiyor; toplum kendi " yolunda " gidiyor!&lt;br /&gt;Bu ülkede siyaset yaparken geniş kesimlere seslenmek ve etkilemenin yollarından en başta gelenlerinden birinin, din ve dinle ilgili değerler olmasının kaynağını anlamak için toplumun derin sosyolojisine bakmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki en önce Türklerin tarihsel ve toplumsal anlamda " milli meselesi "nin ne olduğunu anlamak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullarda okutulduğu gibi değildir; millet olmak basitçe din, dil, ırk, toprak ortaklığından kaynaklanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabaca söyleyecek olursam...&lt;br /&gt;Milletler ya milliyetlerin çatışarak kendilerini ayrıştırmaları yoluyla tarih sahnesine çıkarlar.&lt;br /&gt;Ya da dağılma veya dağınıklık halinden sonra bir " mesele " etrafında kendilerini kurgularlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Örnekse...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi sosyologlar Amerika'yı anlamak için bu toplumun "milli meselesi"nin farklılıkları bir araya getiren " eşitlik ve özgürlük meselesi " olduğunu söyler.&lt;br /&gt;Almanların "milli meselesi"nin devlet fikri ve düzeni olduğu ve bu özelliğin o topraklarda demokrasinin yerleşmesini uzun süre zorlaştırdığı iddia edilir.&lt;br /&gt;Türklere gelince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha en başında, üstelik &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İttihat Terakki'nin&lt;/span&gt; ırkçı arayışlarına rağmen...&lt;br /&gt;Türk toplumunu oluşturan &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"milli mesele" dindir!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hem Batı dünyası onları, hem de onlar kendilerini önce dinleriyle ve dini koruma kollama göreviyle tarif etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik, etnik, hukuki pek çok &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" temel mesele "&lt;/span&gt;ye rağmen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede hâlâ siyasetin zeminini belirleyen birçok şeyin din alanı ve referanslarına ait olmasının kaynağı burada saklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Uzun ve derin konu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kaynak-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/babaoglu.html"&gt;SABAH GAZETESİ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-5922428637260581290?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/5922428637260581290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=5922428637260581290&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/5922428637260581290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/5922428637260581290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2009/02/milli-meselemiz-olarak-din.html' title='&quot;Milli mesele&quot;miz olarak din'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-2031114559715476929</id><published>2009-01-14T02:37:00.000-08:00</published><updated>2009-01-14T02:52:06.159-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haşmet Babaoğlu'/><title type='text'>Dışarıda soğuk içerde kahve ve battaniye</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3400/3195788947_afc6216147_o.jpg" width="675" height="350" alt="dışarısı soğuk ve yağmurlu" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarını erkenden okula gönderen ve sonra kendi işine gitmek üzere hazırlanan bir anne...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusunu doğru düzgün alamadan ve güne çocukların gürültüsüyle başlamanın sersemliğiyle giydiği çoraplardan birinin lacivert, diğerinin siyah olduğunu fark edememiş bir baba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonunun alarmını susturduğu gibi kendini yataktan dışarı atan genç adam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bu yetişkin insanlarla küçücük bir ilköğretim öğrencisini aynı tatsızlık duygusunda buluşturan sabahları bilirsiniz, değil mi?&lt;/span&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağışlı, soğuk, karanlık sabahları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yataktan çıkmak istemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giyinmek nasıl zor gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce banyodan çıkıp giyinmeye giderken; sonra da tam kapıdan çıkmadan önce şöyle bir durursunuz. Sanki sizi bekleyen ne varsa o an hepsini unutmak istersiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salonun bir köşesindeki kanepenin çekiciliği, üzerinde katlanmış halde duran battaniyenin çağrısı bütün mecburiyetlerin önüne geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah! Mutfaktan hâlâ kızarmış ekmek ve çayın, kahvenin kokusu gelmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat birden okula, siz de sınavdan yırtmaya çalışan bir öğrenciye dönüşürsünüz.&lt;br /&gt;Ve içinizden dersiniz ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sınavda sözlüye kalkmaktansa, şurada battaniyenin altına sığınmak ne güzel olur şimdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç ay önce işini tümüyle evine taşıyan bir tanıdığım iki laf arasında &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" aman ne rahatmış böylesi, ne başkalarının ağız kokusu var ne yolların çamuru, tozu! "&lt;/span&gt; demeyi eksik etmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün karşılaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl gidiyor senin 'home office' durumları, diye sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzünü buruşturdu. " Yok, ofisle evi yine ayırdım!" dedi; "insan ne gününü saatini biliyor, ne disiplinli çalışabiliyor ne de..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada duraksadı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl önemli olan ama kendimize bile itiraf etmekte en çok zorlandığımız şey oydu çünkü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne de yaşadığını anlayabiliyor insan!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamıştım onu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü " dışarısı " dediğimiz şey, yani yollar, meydanlar, işyerleri, kafeler, büfeler, başka insanların kalabalığından oluşan dünyada sıkıntılar kadar yaşamanın hazları da epeyce yer tutuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar ve internet teknolojisinin getirdiği imkânlar " evden çalışma/home office " modelinin bütün dünyada yaygınlaşmasına yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremden de gayet iyi biliyorum ki, birçok insan işyerini eve taşımanın hayalini kuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de " evden çalışanların " sayısının 20 milyonu geçtiği söyleniyor.&lt;br /&gt;Fakat tartışmalı bir konu bu. Çünkü çalışmak, asla sadece çalışmak değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Modern insan "ın örgütlü iş düzeninin yarattığı tarihsel bir karakter olduğunu unutmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe gidip gelmeyi " ekmek parası uğruna çekilen yorgunluk "tan ibaret olarak görmek yanıltıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe gidip gelmek aynı zamanda sosyal özgürlük ve renkli ilişkiler alanı.&lt;br /&gt;Yani öyle kolayca vazgeçilecek ve yerine yenisi konulabilecek türden bir şey değil bu düzen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İtiraf edelim ki...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlâ güzel ve baştan çıkartıcı olan şey evin hoşluğu değil, soğuk ve yağışlı bir havada işi ya da okulu kırmak arzusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;O kaçamak tat yani...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani elde kahveyle battaniyenin altına sığınıp pencere kenarında ya da ekran karşısında pinekleyecek olmanın müthiş cazibesi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş düzenini alaşağı etmeye gelince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Home office"&lt;/span&gt; falan çare olmaz ona!&lt;br /&gt;Derin bir zihin ve devrimci bir eylem ister. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-2031114559715476929?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/2031114559715476929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=2031114559715476929&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/2031114559715476929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/2031114559715476929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2009/01/isi-ya-da-okulu-kirmak-arzusu.html' title='Dışarıda soğuk içerde kahve ve battaniye'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-3142401699084748404</id><published>2009-01-01T22:59:00.000-08:00</published><updated>2009-01-02T00:26:25.632-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Umur Talu'/><title type='text'>Neden hep...</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3260/3159219256_690324f90d_o.jpg" width="675" height="350" alt="şehit cenazesi" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Affınıza sığınarak şöyle diyeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lagalugayı bir an için bırakın, bu kadının şu sorusuna cevap verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protokolünüzü bozmuş olabilirim de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketin Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, TBMM, Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri, Başbakan ve bakanları, Genelkurmay Başkanı ve komutanlar, Yüksek Yargı, YÖK, bürokrasi mensupları, parti liderleri ve partilileri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük işadamları, siad, oda, birlik başkanları, sivil toplum şeyleri... Medya aristokrasisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez olsun şu soruya cevap verin.&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir annenin, pusuda öldürülmüş oğlunun bayrağa sarılı tabutu başında sorduğu şu soruya cevap verin, hadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster muhafazakar biçimde cevap verin, ister laik... İster cumhuriyetçi bir şekilde, ister demokrat bir hareketle... İster milliyetçi bir cevap, ister ulusalcı bir yanıt... İster liberal olsun, ister sosyal demokrat, ister demokratik sol, ister serbest piyasacı, ister devletçi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ama bir cevap verin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ağlamayacağım, ağlayıp da onları güldürmeyeceğim&lt;/span&gt;" de diyebilen Elmas Hanım' ın, evladını uğurlarken sorduğu soruya bir cevap lütfen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Neden hep fakirler ölüyor?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklınıza geldiği gibi, içinizden geçtiği gibi, bildiğiniz gibi, duyduğunuz gibi... bir cevap verin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, Edirnekapı Şehitliği'nden çıkın, Ankara Abdi İpekçi Parkı'na varın. Orada muhtemelen bir adam göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 sene üniforma giymiş, Elmas Hanım'ın oğlu gibi yoksul, genç, kavruk askerleri taşımış, sonra bir gün sağlık kontrolünde &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Artık işimize yaramazsın"&lt;/span&gt; deyip işinden açlığa atılmış, insan onuru teslim edilmemiş, askeri mahkemede yenilgilere uğramış bir Bahri Çavuş'u belki "açlık grevi"nde göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elmas Hanım' ın sorusunu götürün yanınızda, bir de ona sorun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Neden hep..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alın soruyu, kat edin Anadolu'yu; Elmas Hanım'ın Turanının düştüğü Cizre'ye geri götürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada bir ana var, Kumri Hanım. Şehit düşmüş evladını Cizre'de toprağa vermişti ya... Ona da sorun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Neden hep fakirler ölüyor?".&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ki, Kumri Hanım Türkçe bilmediğinden, nice ana gibi Kürtçe yaktığından ağıtı evladına, şöyle sorun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Çima tim feqir di mirin?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi sivil ve askeri erkan; anneye bir cevap verin.&lt;br /&gt;Bir cevap olsun da, dili siz seçin!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-3142401699084748404?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/3142401699084748404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=3142401699084748404&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/3142401699084748404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/3142401699084748404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2009/01/neden-hep-fakirler-sehit-oluyor.html' title='Neden hep...'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-7649761429221979581</id><published>2008-12-30T00:07:00.002-08:00</published><updated>2009-01-19T06:07:59.819-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhammed Ceylan'/><title type='text'>Filistine ve insanlığa yardım edebiliriz</title><content type='html'>&lt;center&gt;&lt;a&gt;&lt;img width="675" alt="Durma İsraili sende kına" src="http://farm4.static.flickr.com/3117/3147424042_5158fb9304_o.png" height="160"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3263/3150241874_8dd62fd18b_o.jpg" width="675" height="350" alt="Ağlayan bir bebek" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;Ey Sevgili Dostlar!...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlık içinde dahi olsa yaşamasına müsaade edilmeyen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Filistin&lt;/span&gt;’deki çocuklara, erkeklere, kadınlara sadece bakıp duran &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;kardeşlerim.&lt;/span&gt; Tıpkı benim yaptıklarımı yapan &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;kardeşlerim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir miktar daha &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Filistinli&lt;/span&gt; öldü bu günlerde önceki ölenlere ek olarak ve ölmeye de devam ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;Biz&lt;/span&gt; seyretmeye devam ediyoruz bu katliamı &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İsrail&lt;/span&gt;’e ettiğimiz küfürler eşliğinde. Her ne getirisi varsa artık bunun!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerledik bu yapılanlara biraz olsun. Dokundu içimize; kafasından kanlar boşanırken korku içindeki masum gözlerini bize diken o kız çocuğu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir minik bebek gördük orada. Üzerine &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“meçhul”&lt;/span&gt; diye yazılmış bir minik bebek. Kendi evladınızı, bebeğinizi hayal edin bir kere. Her şeyiyle üzerine titrediğiniz bebeğinizi &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“meçhul”&lt;/span&gt; ile yer değiştirin. Birinin, sizin gözünüzden sakındığınız bebeğinizin üzerine bir şeyler yazdığını düşleyin, onun hiçbir şeyden habersizce etrafındakilerden korkuşunu, anne-babasını arayan o savunmasız bakışlarını hayal edin Allah aşkına. Ve utanmıyorsanız hala da ağlamayın o insanlar adına. Her şeyi ile küçücük &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“meçhul”&lt;/span&gt; adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıştığımız anlarda &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;zamanında atalarımıza yaptıklarından&lt;/span&gt; dem vurduk. Hak ediyor bunlar dedik. Ardından bunların 100 yıl önce olduğunu, bugünün insanlarıyla alakası olmadığını hatırlayıp utandık. Kendilerine yapılan zulme taş ile direnen gencecik yürekler gördük sokaklarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli şeyler kendine has ölçütlerle ifade edilirler &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;kardeşlerim.&lt;/span&gt; Elmas(karat), altın(ons) vs… Peki dünyadaki en değerli varlık olan insanın değeri nasıl ölçülür? Yukarıda &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;bir miktar Filistinli daha&lt;/span&gt; dedim dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Ama Eşref-i mahlûkat olan insan için en değersiz ölçü birimi olarak ifade edilebilecek miktarın kullanılması yakmıyor mu yüreklerimizi? Onlara bu kadar değersiz bir madde muamelesi yapılması yakmıyor mu hala &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;bizleri?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet ortadoğuda insan belki de en değersiz varlık. Sadece katledilmeye layık bir et torbası. Maalesef ki böyle &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;dostlar.&lt;/span&gt; Girin google’a ve &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Filistin&lt;/span&gt; diye aratın. Çıkan resim sonuçlarına bir göz atın. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Afganistan, Irak&lt;/span&gt; ta yazabilirsiniz isterseniz. Çıkan sonuçlar size bu ülkelerin en çok neleri ile ünlü olduğunu gösteriyor. Görebildiniz mi bir doğa güzelliğini, ya da bir tarihi varlığını. Devam edin aratmaya. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ABD&lt;/span&gt; yazın. Katledilen değil, katleden Amerikaları göreceksiniz bu sefer. İsterseniz &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İsrail&lt;/span&gt; de yazabilirsiniz. Sonuç aynı. Yani kaderleri sadece ölmek olmuş bir toplumu fark edin &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;ey dostlar.&lt;/span&gt; Daha sonra arayın şunları; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Türkiye, Avustralya&lt;/span&gt;, vs… bir de bunlara göz atın. Ne olur fark edelim oradaki insanların neler arasında kıstırıldığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başında &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Aç olarak dahi olsa yaşamasına müsaade edilmeyen Filistinler&lt;/span&gt; dedim. Aç, fakir, bilcümle rezil yaşam standardına sahip olsa bile yaşama hakkı tanınmayan Filistinlilerden bahsettim. Ne denli değersiz görüldüklerini anlatabilme adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzülmedik &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;ey dostlar&lt;/span&gt;, olanlara üzülmedik. TV de gördük hunharca katledilmiş bir grup fakir insanı. Çevirdik kafamızı sanki isyan edercesine. Ama isyan da etmedik gerçeği söylemek gerekirse. Birkaç dakikalık can sıkıntısının ardından tatlı arandık yemek için, TV de program aradık eğlenmek! için. Yalan mı &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;kardeşlerim&lt;/span&gt; yalan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleyin gene yumuşacık yastıklarımızda, sıcacık yorganlarımızın içinde uykuya daldık huzur içinde. Soğukta tir tir titreyen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;masum ve müslüman bir halkı&lt;/span&gt; umursamaksızın uyuduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, çözüm ne &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;kardeşlerim&lt;/span&gt;, ben ne yapabilirim bu durumu düzeltebilmek için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir şey yapabilirim. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Silahların en güçlüsü olan bir silahla&lt;/span&gt; karşı koyabilirim onlara. &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(248, 12, 118);"&gt;“DUA”&lt;/span&gt; ile. Ama riyasız, ama kalpten, ama çıkarımı düşünmeksizin, ama insan olduğumu haykırma düşüncesiyle yapmalıyım bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(168, 159, 2);"&gt;Ey dostlar, kardeşlerim&lt;/span&gt;, kendini insan ve Müslüman olarak tanımlayanlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var mısınız &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(248, 12, 118);"&gt;DUA&lt;/span&gt;’ya. Çok değil: 1 hafta boyunca her gece saat 3.00 te kılacağımız bir &lt;a href="http://www.islamiyet.gen.tr/namaz/teheccud_namazi.php"&gt;teheccüd namazının&lt;/a&gt; arkasından edeceğimiz 5 dakikalık bir &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(248, 12, 118);"&gt;DUA&lt;/span&gt;’ya. Abdest alması da dahil toplam 15 dakikamızı alır bu iş. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Filistinli kardeşlerimiz&lt;/span&gt; için, dünyanın her neresinde olurlarsa olsunlar, ezilen, baskı altında tutulan ve sömürülen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İNSANLAR&lt;/span&gt; için uykumuzdan 15 dakika fedakârlık etmeyi başarabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşmak değil, canımızı tehlikeye atmak değil istediğim. Sıcak odanızda 15 dakikalık bir &lt;span style="font-weight:bold;color: rgb(248, 12, 118);"&gt;YAKARIŞ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz: Bunu bugünden itibaren başlayarak &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BAŞARABİLİRMİYİZ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-7649761429221979581?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/7649761429221979581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=7649761429221979581&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7649761429221979581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7649761429221979581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/filistine-ve-insanliga-yardim.html' title='Filistine ve insanlığa yardım edebiliriz'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-8751247245116938111</id><published>2008-12-29T04:41:00.000-08:00</published><updated>2008-12-29T05:00:31.574-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Umur Talu'/><title type='text'>Biliyor muydun Amca!</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3283/3146626935_82720e1cc9_o.jpg" width="675" height="350" alt="Filistinde bir yavrucak" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir dengecilik var:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Hamas da füze attı".&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster ABD ve İsrail'le birlikte "sadece terörist" deyin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İster&lt;/span&gt; "seçim de kazanmış, siyasi ve askeri bir hareket" deyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Gazze'nin ne olduğu gerçeğini değiştirir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze'nin &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"İsrail'e karşı iktidarsız"&lt;/span&gt; Birleşmiş Milletler dilindeki adı bile "işgal altındaki topraklar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin işgali?&lt;br /&gt;Hamas'ın mı!&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar, Hıristiyan Arapların da dahil olduğu "milliyetçi" Filistin hareketi karşısında "İsrail'in teşvikiyle" oluşmuş &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hamas'ın mı&lt;/span&gt;, yoksa &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İsrail'in mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca Gazze, işgal altındaki topraktı ve düne kadar Gazze abluka altındaki topraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların, kadınların, çocukların, yaşlıların açlık ve sefalet mezarına &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;canlı canlı&lt;/span&gt; koyuldukları topraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Terörizm", &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"masum insanlara da saldırı"&lt;/span&gt; tanımıyla özel mana kazanır, değil mi?&lt;br /&gt;Bir örgütün "teröristliği" en çok bununla vurgulanır.&lt;br /&gt;Peki, bir devlet "masum insanlar"a, kadınlara, okul çocuklarına, bebeklere füze ve bomba ile saldırdığında nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İsrail böyle bir saldırıyla nedir!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Denge cambazları" sanki &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"iki eşit"&lt;/span&gt;ten bahseder gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafta "onlarca yıldır işgal altında", yıllardır abluka altında, yoksulluk ve açlığa sıkıştırılmış, kimliği, kişiliği, insanlığı aşağılanmış bir halk... Bir tarafta dünyanın dört bir yanından da destek alan, nükleer silahlı, denizaltılı, savaş uçaklı, haşin ordulu bir devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik, tarihin önemli anlarında "halkının karşıtı ve ona vuran, kıran" ne olmuşsa, ona dönüşmüş bir devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli topraklarda hayat hakkı mı tanınmamışmış kendi halkına; aynen öyle hayat hakkı tanımayana dönüşmüş bir devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli ülkelerde ayrımcılığa, aşağılanmaya, ırkçılığa, kırıma, soykırıma mı tabi olmuş halkı; kendini o zalimliğe adamış bir devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafındaki devletler tarafından ablukaya mı alınmış; yerinden yurdundan ettiği, topraklarını işgal ettiği bir halkı ablukaya gömen bir devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih boyunca dini, milliyetçi, etnik şiddete maruz kalmış bir halk mı; işte aynen dini, milliyetçi, etnik şiddetle bütünleşmiş bir din ve ırk devleti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizatihi terörle, terörizmle, sabotaj ve suikastlarla kurulduğu, toprak genişlettiği halde şimdi köşeye sıkışmış, yoksul, aç, aşağılanmış bir halkı terörizmle suçlayan ve her saldırıya eşitsiz, orantısız saldırı değil, katliamla misilleme yapan bir devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan, bakmayın "kardeş mardeş" ağızlarımıza, kına yakmış kınamalarımıza, bize de ciddi bir utanç düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere; "İsrail savaş, saldırı, katliam makinesi"ne ciddi para, cesaret ve cüret akıttı bizim "demokratik laik hukuk devleti".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi iktidarlar ve Silahlı Kuvvetler, tankla, helikopterle, uçakla para ve imkân akıttı o çarka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Utanmadık, çoluk çocuğu bombalayan İsrail uçaklarına pistlerimizi açtık. Hislerimizi açtık. Histeriye kucak açtık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, daha da rezili şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya, Başbakan'ın sandığı gibi, aldatıldık...&lt;br /&gt;Ya da kendimizi kandırdık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da beteri, devlet eliyle halkımızı aldattık.&lt;br /&gt;Çünkü, bu saldırı hazırlığını uzun süredir yaptığı anlaşılan "gitti gidecek" İsrail Başbakanı, katliam emrini vermeden hemen önce Ankara'da idi.&lt;br /&gt;Bu, tarihimizin en ciddi utançları arasına girdi.&lt;br /&gt;Ya, elini yine kana bulamaya hazırlanırken Ankara'da yalan söyledi, gaz aldı, gaz verdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da, daha beteri, ne yapacaklarını söyledi ve gitti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halükârda, okulda sabahçı öğlenci değişimi yapılırken öldürülmüş o çocukların, belki iki eli değildir yakamızda ama, bir sorusu uçup gider Ankara'ya:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bizi öldüreceklerini biliyor muydun Amca! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki fotoğraflara iyi bakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çocuklar ve insanlar zaten İsrail ablukası altında, Mısır'ın kapalı kapısına da çarparak, açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlıktan ölebilirlerdi; öyle ölmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşayabilirlerdi, yaşatmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, şimdi kızgınlıkla &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"İsrail'le diplomatik teması gereksiz görüyorum"&lt;/span&gt; diyor. Onu yine gerekli görsün. Ne kadar çok çocuk açlıktan, bombadan, füzeden kurtarılabilirse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şunlar neydi; gerekli miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İsrail savaş sanayi"ne, "Türk Silahlı Kuvvetleri" tanklarının modernizasyonu ihalesi. İsrail'le, Suriye ve İran'ı vurma provalarına gebe ortak tatbikat. İsrail'e askeri ihale vermek için kendi kullandığı F16 ile uçan "Darbe günlüğü defteri" ne kayıtlı (eski) Hava Kuvvetleri Komutanı.&lt;br /&gt;Diplomatik temas yine kalsın; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"kana kankalık"&lt;/span&gt; kafamıza &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"tank"&lt;/span&gt; etsin! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-8751247245116938111?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/8751247245116938111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=8751247245116938111&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/8751247245116938111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/8751247245116938111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/filistindeki-saldirinin-ardindan-bir.html' title='Biliyor muydun Amca!'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-2487843341539401112</id><published>2008-12-23T22:41:00.000-08:00</published><updated>2008-12-23T22:51:21.011-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hıncal Uluç'/><title type='text'>Karar vermenin bilgeliği</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3219/3132045521_915cc66be8_o.jpg" width="675" height="350" alt="karar verebilmek" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış...&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylü ihtiyarın başına toplanmış..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Karar vermek için acele etmeyin"&lt;/span&gt; demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.&lt;br /&gt;Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz"&lt;/span&gt; demiş ihtiyar.. &lt;br /&gt;Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylüler gene gelmişler ihtiyara..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Bir kez daha haklı çıktın"&lt;/span&gt; demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz"&lt;/span&gt; diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Siz erken karar vermeye devam edin" &lt;/span&gt;demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...................................................................................................................................................................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır sesi çıkmayan değerli okuyucum İrfan Bıyık'ın yolladığı bu öyküyü çevirmeyi tam bitirmişken, Yasemin, Mehmet Saran'ın emailini önüme koydu.. Bir arkadaşının anlattıklarını bize naklediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Köyde büyüdüm. Gelirimiz fazla değildi. Çocukluk arkadaşımla okumak için köy yollarında süründük. Beraberce şehirdeki Endüstri Meslek Lisesi'ni bitirdik. İkimiz de yörenin fabrikası Ereğli Demir Çelik'e baş vurduk. İkimize de işbaşı yapmamız için mektup geldi. Tam o sırada Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi'ni kazandığımı öğrendim. Arkadaşım kazanamamıştı. Bana 'Allah yüzünü güldürdü. Sen gidip okuyup adam olacaksın. Allah beni de kurtarsın' dedi ve yollarımız ayrıldı. Ankara'da binbir zorlukla okudum. Fakir ailem dişinden tırnağından kesti. Okulu bitirdim, üniversitede işe başladım. Ver elini İngiltere.. Dokuz ay da orada eğitim gördüm, gene her kuruşu sayarak.. Buraya kadar hep sefalet yani.. Peki şimdi?.. Bayramlar köye gidiyorum.. Üç çocuk var, araba yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giyim kuşam dersen, eh çıplak değiliz.. Arkadaşım da geliyor köye bayramlarda.. Altında son model bir araba, üzerinde marka giysiler.." Olanları anlatan arkadaşı burada biran durmuş ve şöyle demiş Mehmet Saran'a.. "Bir gün bayramlaşırken, çocukluk arkadaşım bana ne dese beğenirsin?.. 'Hocam, Hiç insan daha kötü koşullarda yaşamak için çaba sarf eder mi?'.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lao Tzu bu soruya ne yanıt verirdi acaba?.. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Tabiii kiii Karar vermekte acele etme)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-2487843341539401112?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/2487843341539401112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=2487843341539401112&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/2487843341539401112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/2487843341539401112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/karar-verebilmek.html' title='Karar vermenin bilgeliği'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-7319142276997667678</id><published>2008-12-18T00:07:00.000-08:00</published><updated>2008-12-23T00:12:10.421-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ali Bayramoğlu'/><title type='text'>Ermenilerden özür: Başlangıç</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3188/3117114305_e60b06ce5a_o.jpg" width="675" height="350" alt="Savaş" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde Ermeni meselesi hakkında yeniden yoğun tartışmalar başladı. Kim hatalı, kim katil, kim soykırımcı, kim yalancı, vs... soruları arasında tartışılıp duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın; tartışanlar tarihçiler filan değil. Yazarlar, çizerler, düşünürler, toplum temsilcileri. Yani olay hakkında bilimsel bir sonuç ortaya çıkarmakta muktedir olamayacak olanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri &lt;a href="http://www.ozurdiliyoruz.com/"&gt;ÖZÜR DİLİYOR&lt;/a&gt;, birileri &lt;a href="http://www.ozurbekliyorum.com/"&gt;ÖZÜR BEKLİYORUM&lt;/a&gt; diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi taraftan da ben düşünüyorum. Acep tarihimizden mi kaçıyoruz, ya da kendine aydın diyen bazı insanlar bilip bilmeksizin ortaya mı atılıyor diye. Eğer ki bir yerde duman varsa bir ateşin olduğu da muhakkaktır, ama bu ateş ne denli büyüktür onu bilemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN ATALARIMIN İNSANLIK DIŞI BİR ŞEY YAPTIKLARINA İNANMIYORUM. SAVAŞ İÇİNDEYKEN, BİR VAROLUŞ MÜCADELESİ VERİRKEN YAŞANABİLECEK BAZI OLAYLARIN OLABİLECEĞİNİ KABUL EDİYORUM. OLMUŞ OLABİLECEK BU OLAYLARIN O DÖNEM İÇİNDEKİ ERMENİLERİN YAPTIKLARI İLE KIYASLANDIĞINDA NE KADAR AZ, NE KADAR ÇOK OLABİLECEĞİNİ TAHMİN EDEBİLECEK DURUMDA DA DEĞİLİM. BEN ATALARIMIN BİLEREK VE İSTEYEREK İNSANLARI MANASIZCA KATLEDECEKLERİNİ SANMIYORUM VE BU SORUNU TARİHÇİLERE BIRAKIYORUM.&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Konu hakkında bir yazı:&lt;br /&gt;...............................................................................................................................................................................................&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde yer aldığımız bir girişim, bir imza kampanyası var gündemde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmzaya davet metni şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1915'de Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destek ne kadar çoksa, tepkiler de o kadar sert…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de metne vurgu açısından karşı çıkanlar var, kişisel özüre itiraz edenler veya bunu az bulanlar var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915 nedir, neden özrü gerekir, kişisel özrün anlamı nedir, özür ne ifade eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuları önümüzdeki yazılarda sırasıyla ele alacağız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yazıda girişimin yarattığı "tartışma boyutu"na değinelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kez ortada toplum olarak "yaşadıklarımız"ın dışında "yaşattıklarımız"ı kuşatan bir girişim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, önemlidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ne nerse desin bu, "toplum üzerinden, toplum eliyle bir yüzleşme girişimi"dir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzleşmeler bastırılmış belleği su yüzüne çıkarırlar, kimlik ve kişilik oluşturan savunma mekanizmalarını sarsar, derin dalgalanmalar yaratırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yüzleşme bir vesile, bir olay, bir durumla başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından onları aşarak, insanın ya da toplumun kendisine dönük derin bir sorgulama haline dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar tersini iddia etsek de bu yüzleşme sürecinde tartıştığımız aslında Türk kimliğidir, cumhuriyet dönemi Türk kimliğinin siyasi ve toplumsal açıdan üzerine temellendiği kurucu unsurlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurucu unsurlar içinde özellikle "ikisi"nin belirleyiciliği yadsınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan birincisi cumhuriyet öncesi yüz-yüz elli yıllık dönemde Kafkasya'dan, Balkanlar'dan milyonlarca Müslüman'ı Anadolu topraklarına iten, mal ve can kayıplarıyla, sefaletle, aşağılanmayla dolu kanlı ve acılı bir göç sürecidir. Diğer bir ifadeyle kitlesel ölümler, devasa bir nüfus hareketi ve malların el değiştirme sürecidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, ilk unsurun baskısıyla ve milliyetçilik hareketlerinin gölgesinde Anadolu topraklarının türlü araçlarla gayrimüslimlerden arındırılması, servetin Müslümanlara ve Türklere geçmesi sürecidir. Yeni kurulan Balkan devletlerinde Müslümanlardan arınma süreci olarak da karşımıza çıkan aynı dalga dönemin hatta bugünün milliyetçilik anlayışına damga vurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl cumhuriyet dönemi Türk kimliğine şeklini veren, bu kimliğin tabularını, korkularını, değerlerini ve ruh halini oluşturan cumhuriyet dönemi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1800'lerden başlayan 1920'lere kadar uzanan cumhuriyet öncesi bu devredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk toplumu henüz adını tam olarak koymasa da, tartıştığı alanı tam olarak tanımlayamasa da, bu 120 yıllık dönemin Türk ulusal kimliğinin oluşumunda belirleyici bir rol oynadığını fark etmeye başlamıştır. Bugünü anlamak, yeniden kurmak ya da olanı korumak için tarih sayfalarını karıştırmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimliğin olgunlaşması, rahatlaması, öz güvenin artmasını, evrensel siyasi değerlerle bütünleşmesini sağlayacak en kritik aşama budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte kurucu bir tarihsel dönemin sayfalarını bugüne yönelik ve bugünden hareketle, şu ya da bu düzeyde karıştırmak yüzleşmenin en çıplak, en zor biçimlerinden birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim yüzleşmeye çalışanlar ve yüzleşmeyi reddedenler arasındaki gergin hat, yüzleşmeye soyunanların yaşadıkları yırtılma ve gidiş gelişler bugün Türkiye'yi kuşatan milliyetçilik dalgasının ardında yatan ana faktörlerden birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkular ve tabular çağdaş Türk kimliğinin ayrılmaz parçası haline getirildikçe, kimlik sadece savunma mantığı üzerine kuruldukça, otoriter siyasi zihniyet ve yapılanma varlığını fütursuzca ve belli bir meşruiyet dozu etrafında sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih ve yüzleşme bizi özgürleştirecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/ermeni-sorununa-bir-bakis-acisi-1.html"&gt;OLAYA FARKLI AÇIDAN BAKAN BİR YAZI İÇİN TIKLAYIN&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-7319142276997667678?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/7319142276997667678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=7319142276997667678&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7319142276997667678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7319142276997667678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/ermeni-sorununa-bir-bakis-acisi-2.html' title='Ermenilerden özür: Başlangıç'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-4759803771847908451</id><published>2008-12-17T23:33:00.000-08:00</published><updated>2008-12-18T00:16:58.272-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fatih Altaylı'/><title type='text'>Ben özür dilemiyorum</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3188/3117114305_e60b06ce5a_o.jpg" width="675" height="350" alt="Ermeni Katliamı" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde Ermeni meselesi hakkında yeniden yoğun tartışmalar başladı. Kim hatalı, kim katil, kim soykırımcı, kim yalancı, vs... soruları arasında tartışılıp duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın; tartışanlar tarihçiler filan değil. Yazarlar, çizerler, düşünürler, toplum temsilcileri. Yani olay hakkında bilimsel bir sonuç ortaya çıkarmakta muktedir olamayacak olanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri &lt;a href="http://www.ozurdiliyoruz.com/"&gt;ÖZÜR DİLİYOR&lt;/a&gt;, birileri &lt;a href="http://www.ozurbekliyorum.com/"&gt;ÖZÜR BEKLİYORUM&lt;/a&gt; diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi taraftan da ben düşünüyorum. Acep tarihimizden mi kaçıyoruz, ya da kendine aydın diyen bazı insanlar bilip bilmeksizin ortaya mı atılıyor diye. Eğer ki bir yerde duman varsa bir ateşin olduğu da muhakkaktır, ama bu ateş ne denli büyüktür onu bilemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN ATALARIMIN İNSANLIK DIŞI BİR ŞEY YAPTIKLARINA İNANMIYORUM. SAVAŞ İÇİNDEYKEN, BİR VAROLUŞ MÜCADELESİ VERİRKEN YAŞANABİLECEK BAZI OLAYLARIN OLABİLECEĞİNİ KABUL EDİYORUM. OLMUŞ OLABİLECEK BU OLAYLARIN O DÖNEM İÇİNDEKİ ERMENİLERİN YAPTIKLARI İLE KIYASLANDIĞINDA NE KADAR AZ, NE KADAR ÇOK OLABİLECEĞİNİ TAHMİN EDEBİLECEK DURUMDA DA DEĞİLİM. BEN ATALARIMIN BİLEREK VE İSTEYEREK İNSANLARI MANASIZCA KATLEDECEKLERİNİ SANMIYORUM VE BU SORUNU TARİHÇİLERE BIRAKIYORUM.&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Konu hakkında bir yazı:&lt;br /&gt;...............................................................................................................................................................................................&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek Hasan Cemal'e hak verdim Ermenilerden özür dileme kampanyasına imza koyanlar arasında. Ne de olsa dedesi İttihatçıların büyükbaşlarından Cemal Paşa'ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni tehciri bir İttihatçı hükümet uygulaması olduğu için, Hasan Cemal dedesi adına özür dileyebilir. Hatta başlamışken, bir de Araplardan özür dilese iyi olur, çünkü Beyrut'ta bir katliam anıtı var. Cemal Paşa'nın öldürdüğü arapların anısına dikilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gerisinin özürünü anlamak mümkün değil.Sakın yanlış anlamayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni tebaya yapılanları doğru bulduğumu söylemiyorum. İçlerinden bazılarının işgalcilerin arkasına saklanarak Osmanlı'nın diğer unsurlarına, Türklere, Kürtlere saldırdıklarını, öldürdüklerin, katlettilerini biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldürülenler arasında atalarım var, dedelerim var. Ama yine de bir halkın çoluğuyla, çocuğuyla yerinden yurdundan edilmesini, Murat Bardakçı'nın belgere dayanarak yazdığı kadarıyla 900 küsur bininin sürülmesini, büyük bölümünün bu sürgün sırasında ölmesini, kaybolmasını, ailelerinin dağılmasını doğru bulmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan yüz yıla yakın zaman geçse de, bu insanlık dramı içimi sızlatıyor. Bir imparatorluğun kendini ve tebasının bir bölümünü koruma refleksini anlıyorum ama bunun boyutuna hak veremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işin özür boyutuna gelmesini de anlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim adına, kimden, kim özür diliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlarda  yüzbinlerce Türk asıllı Osmanlı tebaası öldürüldü. Bunun için özür dileyen var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soykırımdan bahsedenlerin dedeleri, Doğu ve Güneydoğu'da binlerce Türkü, Kürdü katletti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Onun özürünü dileyen var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. yüzyılın başındaki kargaşa ortamında ne büyük dramlar yaşandı. Hepsi için üzülüyoruz bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kim kimden özür diliyor o günler için. Üstüne üstlük nereye kadar özür dileyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. yüzyılda yaptıklarımız için Çinlilerden, 10. yüzyılda yaptıklarımız için İranlılardan, Hintlilerden özür dileyecek miyiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş oraya kadar giderse atalarımız İstanbul'u fethetti diye Rumlardan özür dilememek olur mu hiç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin sonu neresi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özür için hangi tarih milat olacak. Hadi biz diledik, Romalılar Cermenlerden, Galyalılardan, Occitanlılardan özür dileyecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi herkes birbirinden özür diledi diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasını düşünen, planlayan, bilen var mı? Aydınlar özür diliyormuş. Özüre imza atıyormuş. Biz çok gördük o imzacıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte de imza atmışlardı bazı açıklamalara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dediler ki, 'Ben senet zannetmiştim. Artizler kahvesinde hesap pusulasını imzaladığımı düşünmüştüm"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paçaları sıkışırsa yine öyle olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/ermeni-sorununa-bir-bakis-acisi-2.html"&gt;OLAYA FARKLI AÇIDAN BAKAN BİR YAZI İÇİN TIKLAYIN&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-4759803771847908451?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/4759803771847908451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=4759803771847908451&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/4759803771847908451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/4759803771847908451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/ermeni-sorununa-bir-bakis-acisi-1.html' title='Ben özür dilemiyorum'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-5825062649095387234</id><published>2008-12-15T01:09:00.000-08:00</published><updated>2008-12-15T01:21:06.710-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mustafa Armağan'/><title type='text'>Sahi, Atatürk Diyarbakır'a gitmiş miydi?</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3252/3109464719_3f50fbe7a7_o.jpg" width="675" height="350" alt="diyarbakir" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tarihçi Mustafa ARMAĞAN son günlerde yaşanan bir tartışma üzerine bu bahsi açmış. Okuyunca etkilendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen çözümü hep birlikte zorlaştırdığımızı düşünüyorum. Düşünmeden, birbirimizi anlama mücadelesi vermeden, baskın veya ezik olduğumuz zannıyla hareket etmekten dolayı çözemediğimiz kanısındayım. Artık düşünmenin vakti gelmedi mi? Bu yazıyı okuyup bir kez daha düşünelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep birlikte düşünelim. Buyrun...&lt;br /&gt;&lt;center&gt;........................................................................................................&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Abdullah Gül&lt;/span&gt;'ün bayram namazını Diyarbakır Ulucamii'nde kılma ve halkla bayramlaşma programı aniden iptal edildi. Gerekçesi ne olursa olsun, 2009 yılına girmeye günler kala 85 yaşındaki bir devleti yönetenlerin hâlâ "bir şehre gidememe"lerini açıklamak kolay değil gerçekten de.&lt;br /&gt;&lt;span class=fullpost&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"İş neden bu raddeye geldi?"&lt;/span&gt; sorusunun dokuz boğumlu cevabını uzun uzadıya vermek yerine, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Atatürk'ün 1923 sonrasında Diyarbakır'a gidip gitmediğini konuşmanın olaya daha sağlıklı bir pencere açacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır'ın Atatürk'ün hayatında önemli bir yeri var. Çanakkale'deki başarılarından sonra 2. Ordu'ya bağlı 16. Kolordu Komutanlığı'na atanan Mustafa Kemal, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;27 Mart 1916&lt;/span&gt; günü Diyarbakır'a varmış ve tuğgeneralliğe bu şehirde terfi etmiştir. Bir süre sonra Silvan ilçesine taşınan karargâhta Türk Tarih Kurumu tarafından basılan "Hatıra Defteri"ni tutmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Paşa bir gün Diyarbakır'da Hazrolu Mehmet (Budak) Bey'in evinde misafir edilir. Mükellef bir sofra hazırlayan Mehmet Bey, misafirinin bu ikramdan memnun kalacağını zannederken genç general beklenmedik bir tepki gösterir ve "Asker cephede açken ben bu nefis yemekleri yiyemem" diyerek sofraya oturmayı reddeder. "Askerlerin bir aylık ekmeği benden" sözünü veren Mehmet Bey'in sofrasına oturan Mustafa Kemal Paşa, başka bir seferinde "Bir gün gelirsem Hazro dağları beni saklar mı?" diye sorar. Mehmet Bey'in cevabı kesindir: "Biz de, Hazro dağları da, hepimiz sana feda, emrindeyiz Paşam."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak siyasette dostluklar ebedi değildir, düşmanlıkların ebedi olmadığı gibi. Mehmet Budak Bey ikinci meclise (1923) üye seçilirken, Şeyh Said isyanına katılmadığı gibi isyancılarla mücadele eden kardeşi Hatip Bey sıkıntılıdır. Zira devlete kurşun sıkanlarla beraber devletin yanında yer alan kendi ailesinin de sürgüne gönderileceğini öğrenince Çankaya Köşkü'ne çıkıp eski dostluğunun hatırı için yanlış anlamanın düzeltilmesini rica eder. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ancak Atatürk'ün cevabı tokat gibi patlar yüzünde Hatip Bey'in:&lt;/span&gt; "Bir insan kendi ırkına hıyanette bulunursa başkasına daha iyisini yapar mı?" O günden sonra Hatip Bey ailesine şu öğüdü vermiştir: "Sakın bizim gibi onursuz olmayın." (Malmîsanij, "Diyarbekirli Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği", Avesta Yay., 2004, s. 139-141.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada belirtelim ki, Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır ve Silvan'da kaldığı bir yılı aşkın süre içinde dostluk kurduğu kişilerle daha sonra, özellikle Milli Mücadele yıllarında ilişkisini sürdürmüş ve telgraflarla destek ve yardım istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet Paşa, Temmuz 1917'de İstanbul'a dönmek üzere Diyarbakır'dan ayrılır. Ayrılış, o ayrılış. Zira Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün yolunun bir daha Diyarbakır'a düşmesi için &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;tam 20 yıl, 4 ay&lt;/span&gt; geçmesi gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3247/3110297392_3ef739aa96_o.jpg" width="440" height="201" alt="armagan1" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ün 1923'den sonra gittiği ve gitmediği illerin haritası.&lt;br /&gt;Selçuk Çatalbaş&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedendir bu çeyrek asra yaklaşan uzun ayrılık? 1923 güzünden itibaren yurdu karış karış gezdiğini bildiğimiz Atatürk'ün yakından tanıdığı Diyarbakır'a gitmeyişinin ve tam &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ölümünden 360 gün önce&lt;/span&gt; gidişinin sebebi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezilerini incelediğimizde o itiraf edilemeyen gerçekle yüzleşmekteyiz: Atatürk sadece Diyarbakır'a değil, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Trabzon-Adana hattının doğusuna&lt;/span&gt; da nadiren geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harita üzerinde de göreceğiniz gibi, ziyaret ettiği iller Karadeniz bölgesi daha az olmak üzere Marmara, Ege, Orta Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Trabzon-Adana hattının doğusunda gittiği iller ise Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya, Rize, Yozgat ve Diyarbakır'dır. (Bunların çoğuna da sadece bir defa gitmiştir.) Hiç gitmediği illerin daha çok Doğu ve asıl Güneydoğu bölgelerinde yoğunlaştığı, açık bir şekilde görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden? Güvenlik gerekçesi bir açıklama olabilir mi? Olabilir fakat bir ülkeyi kurtarmış olan "Gazi" unvanlı kurucu bir Cumhurbaşkanının yönettiği ülkenin bazı şehirlerine hiç gidemeyişinin üzerinde ülkenin birlik ve bütünlüğü açısından da durulmalı değil midir? Sonuçta yurt, gidebildiğin zaman senindir. Bunu öğretmemiş midir ders kitaplarımız? &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Orda bir köy var uzakta"&lt;/span&gt; şarkısı yoksa Güneydoğu için söylenmişti de haberimiz mi yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sadede gelsek, der gibisiniz. Haklısınız. Sorumuz şuydu: Atatürk Diyarbakır'a gitmiş miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmişti ama epeyce geç bir tarihte. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;1937 yılının Kasım ayının 15'inde Diyarbakır'a akşam saat 18.00'de ulaşmıştı.&lt;/span&gt; Törenle karşılandığını, Halkevi ve Orduevi'ni şereflendirdiğini, geceyi de Orduevi'nde geçirdiğini gazetelerden okuyoruz. Ertesi gün ise askerî birlikler ile hava meydanını gezmiş, 21 yıl önce kaldığı konağı ziyaret etmiş, Diyarbakır-Cizre demiryolu hattının temel atma törenine katılmıştı. Bu arada şehrin "Diyarbekir" olan adının Diyarbakır'a çevrilmesini emretmeyi unutmayan Atatürk, o akşam Elazığ'a gitmek üzere hareket etmiştir. Ancak yolda Tunceli'nin Pertek ilçesine uğramış ve bir köprü açılışına katılmıştır. (Bkz. Utkan Kocatürk'ün "Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi", Türk Tarih Kurumu Yay., 1983, s. 611.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İyi de bu sürpriz Şark ziyareti 1937 sonları gibi sağlığının kısmen bozulduğu bir tarihte nereden icap etti? diye sorabilirsiniz haklı olarak. İşte burada bizi bir zamanlama sürprizi bekliyor. Çünkü Atatürk'ün Diyarbakır'a geldiği gün, Dersim İsyanı'ndan yargılanan Seyyid Rıza ve 6 arkadaşının Tunceli'de idam edildiği güne rastlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne tesadüf değil mi? Aynı gün darağaçları kurulurken Atatürk Malatya'dan Diyarbakır'a geçiyordu. Yani bu gezi bir tür gövde gösterisini amaçlıyor ve bizzat Cumhurbaşkanı'nın katıldığı çeşitli açılışlarla bölge halkına 'buradayız' mesajı veriliyordu. 2 yıl kadar önce yazılan İsmet Paşa'nın "Kürt Raporu"nda belirtildiği gibi, ne olursa olsun halkın içine girilmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girilebildi mi? Bilmiyorum. Bildiğim, devletin şimdi de doğuya AK Parti ile girmeyi denemekte olduğu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-5825062649095387234?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/5825062649095387234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=5825062649095387234&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/5825062649095387234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/5825062649095387234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/12/ataturk-diyarbakira-gitti-mi.html' title='Sahi, Atatürk Diyarbakır&apos;a gitmiş miydi?'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-6545238283906461397</id><published>2008-11-26T22:51:00.000-08:00</published><updated>2008-11-26T22:57:10.832-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haşmet Babaoğlu'/><title type='text'>"Yemekteyiz"i izledim, anladım: Çürüyoruz!</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3196/3063192358_c5dc57c7a4_o.jpg" width="675" height="350" alt="Çürümek" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya dev bir endüstriymiş, reytingmiş, reklam gelirleriymiş, " insanlar bunu istiyormuş " falan filan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsinin hikaye olduğuna inanmanın eşiğindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Açık söylüyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonlardaki bu kötülüklerin başka bir gerekçesi olmalı!&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta paranoyaklaştığımı bile söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Reality show "ların (özellikle de yarışmalı olanlarının) yapımcılarının aslında gizli bir tarikatın üyeleri olduğundan ve korkunç bir gaye uğrunda çalıştıklarından kuşkulanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki hepimizi &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" İnsan "&lt;/span&gt;ın yüce amaçlara uygun düşmeyecek kadar alçak; samimi olamayacak kadar sahte ve berbat bir yaratık olduğuna inandırmak istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Anladım artık; " Reality Show "ları seyretmek demek, çürümek demek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü seyrede seyrede beş para etmez ödüller için başkalarının manevi cesetlerini çiğnemenin normal bir şey olduğunu düşünmeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çürüyoruz; çünkü bu programları seyrederken kötülüğümüzle o kadar çok yüzleşiyoruz ki, bu durum giderek kayıtsızlığa dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gece " Yemekteyiz " yarışmasını izledim.&lt;br /&gt;Yalnız tadım tuzum değil, bütün huzurum kaçtı!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yazıklar olsun!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok da dünyanın en normal şeyiymiş gibi dedikodu yapan, birbirini aşağılayan, hasetten çatlayan, acınacak hallerini yalanlarla örten yarışmacılara yazıklar olsun!&lt;br /&gt;Şimdi baştan başlayayım derdimi anlatmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tv'de insanlar evlilik için yarıştırılıyormuş, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ayıp!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de işsizler iş bulmak için yarıştırılacakmış! &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Rezillik!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de bütün bunların altında ne kadar pespayece de olsa bir tür çaresizlik var.&lt;br /&gt;Peki bu " Yemekteyiz " yarışmasına katılanlar neyin peşinde? Yarışmacılara bakıyorum. Hiçbiri 10 bin liralık ödül için bunları yapacak insanlar gibi gözükmüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;O halde...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca edepsizlik, bunca duygusal sadizm ve yıkıcı rekabet sonucunda ne elde edecekler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekranda görünmüş olmanın ne idüğü belirsiz kazancı için mi bütün bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofra nedir?&lt;br /&gt;İnsan sıcaklığıdır.&lt;br /&gt;Berekettir.&lt;br /&gt;Yalnız mideleri değil ruhları da doyurur sofra.&lt;br /&gt;Düşmanları barıştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum; günümüzün hır gürü içinde kalabalık sofraların tadını çıkarmakta zorlanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Doğru!&lt;/span&gt; Ama sofra kurmanın ve yemeği paylaşmanın manevi değerini unutabilir miyiz hiç?&lt;br /&gt;Asla... diyeceğim ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unuturuz! Böyle programları seyrede seyrede unuturuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam! Dünya kötüleşti!&lt;br /&gt;Tamam! Hayat rezil bir yarışa döndü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç değilse sofrayı bu çirkinliğe alet etmeyelim bari!&lt;br /&gt;Yemek yapmayı içgörüden ve kültürden yoksun bir böbürlenme malzemesi ve sofrayı paylaşmayı birbirimizi aşağılama ortamı haline getirmek bir " reality " ise...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ben pes ettim!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son notum da şu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu programdaki bazı yarışmacılar yemek yaparken annelerine telefon edip pişirme tarifi için yardım alıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada bir anne de çıkıp...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kızım sakin ol veya biraz daha tuz koy" demek yerine ne zaman &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" kızım o saçmalıkta ne işin var "&lt;/span&gt; diyecek?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-6545238283906461397?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/6545238283906461397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=6545238283906461397&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/6545238283906461397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/6545238283906461397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/11/yemekteyizi-izledim-anladim-curuyoruz.html' title='&quot;Yemekteyiz&quot;i izledim, anladım: Çürüyoruz!'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-8723958879028892933</id><published>2008-11-24T05:59:00.000-08:00</published><updated>2008-11-24T06:05:08.221-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haşmet Babaoğlu'/><title type='text'>Milli takımın geniş coğrafyası ve derin tarihi</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3149/3056227386_ec52b26703_o.jpg" width="675" height="350" alt="Milli Ruh" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç maçta yaklaşık 400 dakika oynayıp sadece 9 dakikalık bir galibiyet serisiyle yarı finaldeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gürültüdür gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi “pes etmeyenlerin zaferi” diyor. Ama neden pes etmediğimizi anlatamıyor...&lt;br /&gt;Kimisi “ne denirse densin, ballıyız” diyor. Ama bu kadar “bal”ın da tesadüfi olamayacağı noktasını sorgulamaya yanaşmıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi işi derininden tutmak için değil, sırf kendi tahminleri boşa çıktığı için zevzekliğe vuran bir üslupla “okunmuş çocuklar” diye tarif ediyor bizimkileri...&lt;br /&gt;İşi Fatih Terim’in karakter analizine ve “hangimiz Terim’den daha çok nefret ediyoruz” yarışmasına döken medyacılar var.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olup bitenleri oturup uslu uslu, pür futbol mantığıyla anlatmaya çalışanlara gelince, Milli Takım değil ama onlar çoktan pes etti! “Futbol bu! Futbolu bunun için seviyoruz” deyip geçiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu ben de en azından şu an için bu “sakat top”lara girmeyi hiç düşünmüyorum.&lt;br /&gt;Bugün başka bir şey anlatmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Takımımız’ın sadece ve basitçe futbol oynamadığını, aslında bambaşka bir “kavga” verdiğini anlatmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginç yanı, bu gerçeği futbolcularımız biliyor, daha doğrusu bunu hissederek oynuyorlar da futbol yorumcularımızın bu taraklarda hiç bezi olmadığı için onlar “anlayamıyor!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamak için Hamburg’tan Gazze’ye; Üsküp’ten Tebriz’e çok geniş bir coğrafya’da dolaşmak gerek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen akşam 22. Dönem Sakarya Milletvekili, Sınır Tanımayan Hekimler örgütü üyesi Dr. Süleyman Gündüz’le karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbet ederken gözleri yaşardı ve sonra açıkladı: “Çek Cumhuriyeti maçı sırasında Gazze’deydim, orada seyrettim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir yedeklerini de askere çağıran İsrail ordusu Gazze’yi kuşatma altında tutuyor. On binlerce Filistinli mülteci çok zor koşullar altında; yiyecek, içecek, elektrik, su ve ilaç sıkıntısı yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim maç başlarken bütün Gazze sokaklarını gezmiş Dr. Gündüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin evlerine çekildiğini, bizim maç için ekran başında toplandıklarını görmüş. Kazanmamız için bir ağızdan dualar ediliyormuş; heyecan inanılmaz yüksekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gol yiyip mağlup duruma düştüğümüzde Arap spiker şiirsel bir dille “tarih boyunca bu aslanların ne mağlubiyetleri aşıp başları dimdik çıktıklarını gördük, bu çocuklar döndürecek maçı” diyormuş. Ardından da ekran başındakileri tek yürek olmaya çağırmış: “haydi, Allah Türklerin ayağına kuvvet versin diye dua edelim!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nihat’ın galibiyet golünden sonra bütün Gazze’nin nasıl sevinç seline dönüştüğünü görseydiniz, Türkiye’nin maçlarının oralarda sadece futbol olarak algılanmadığını hemen anlardınız” diye anlattı Dr. Gündüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ilginci de şu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Gündüz ve arkadaşları İsrail tarafına geçerken sınır kapısındaki İsrailli komutan da tezahürat yapmış: “Bravo Türklere, biz bu turnuvada milli takımınızı destekliyoruz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan maçı sırasında Ülke TV’de Meksika Sınırı programı vardı.&lt;br /&gt;Böyle bir maç oynanırken akıllı, uslu bir kültürel-düşünsel sohbet programını sürdürmek ne zordur, yaşayan bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili İsmail, Selahattin ve Tarık da çok zorlanıyordu; hep “ah şu canlı yayın olmasaydı da, maça baksaydık” havasındaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet maç bitince Saraybosna ve Üsküp’deki arkadaşlarına bağlandılar.&lt;br /&gt;Ama konuşmak ne mümkün!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Saraybosna’da hem de Üsküp’de yer yerinden oynuyordu, telefondaki konuşmaları anlamak imkânsızdı. Galibiyetimizin sevinciyle Bosna ve Makedonya sokaklarına dökülen coşkulu kalabalıkların gürültüsü her şeyin önüne geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Takım kazandığında tarihsel-kültürel izlerimizin varlığını sürdürdüğü bütün coğrafyalarda bir başka rüzgâr esmeye başlıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu galibiyetlerin futbol dışında bir “ruh”u var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu da bilelim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu galibiyetler “çevre”ye itilip horlananların kibirli “merkez”e vurduğu darbeler olarak algılanıyor o coğrafyalarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Şampiyonası’nda pes etmeyen Türk Millli Takımı, dünya coğrafyasında pes etmeye zorlanan ama direnen Müslümanların sesi artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan hakikatten hoşlanmayanlar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun lafının edilmesini spor kültürüne ve siyasi kabullerine ters bulanlar olabilir.&lt;br /&gt;Ama hakikat, hakikattir...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-8723958879028892933?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/8723958879028892933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=8723958879028892933&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/8723958879028892933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/8723958879028892933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/11/milli-takimin-genis-cografyasi-ve-derin.html' title='Milli takımın geniş coğrafyası ve derin tarihi'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-3729848656677625834</id><published>2008-11-16T23:21:00.000-08:00</published><updated>2008-11-16T23:34:57.096-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mustafa Armağan'/><title type='text'>Lozan'da Çanakkale Şehitlerini İngiliz'e Teslim Etmiştik</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3163/3036879981_2bff9e97b4_o.gif" width="675" height="350" alt="Çanakkale Şehitliği" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre, Lozan masasını verecek kimse bulamayınca bize hediye etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh artık anlı şanlı bir müzede sergileriz nasıl olsa. Üzerindeki mürekkep lekelerini &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-tabii hâlâ duruyorsa-&lt;/span&gt; çocuklarımıza mikroskopla gösterip bu masada nasıl bir zafer destanı yazıldığını filan anlatırız gururla. (Kimse sormaz ama bana kalırsa masanın konulacağı en uygun yer, İsmet İnönü'nün mezarı veya Pembe Köşk'ün bir salonudur.)&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Şimdi lütfen alttaki fotoğrafa dikkatle ve ibretle bakın. Ne görüyorsunuz? Birkaç genç kız, askerlerimizin önüne atılıyor ve çiçek veriyor, değil mi? Güzel.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3196/3037723112_16f2b4b071_o.jpg" width="440" height="283" alt="Çanakkalede bir kız" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nerede çekilmiş bu fotoğraf? Bir şehrin kurtuluşu olduğu belli de nerenin kurtuluşu olabilir sizce? Ne İstanbul'un kurtuluşudur, ne de hatta Hatay'ın kurtuluşu. Fotoğraf, Çanakkale'ye Türk askerinin giriş anını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale'yi, 1915'te geçirmediğimiz İtilaf kuvvetlerine Mondros'la açmıştık. Ancak 1918'de başlayan 'hukukî işgal'in Lozan'la bittiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Çünkü Lozan'ın 129. maddesinde Boğazlar'ın British Empire'a, yani İngiliz İmparatorluğu'na terk edileceği belirtiliyordu. Bununla da yetinilmiyor, aynı maddenin 2. fıkrasında bir lütuf olarak bizim bölgeye müfettiş göndertebileceğimiz belirtiliyordu. Bir de eğer Çanakkale Boğazı'nı ziyaret edecekler 150 kişiyi aşarsa Türk hükümetine önceden haber verilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin anlayacağınız, Çanakkale Boğazı'ndaki 8 kilometre eninde bir şerit 1936 Temmuz'una kadar Lozan gereği İngiliz işgali altındaydı. Fakat bunu ders kitaplarımız nedense es geçer ve Montrö birden bir Anka kuşu gibi gelip kuruluverir inkılap tarihi kitaplarımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sevgili tarihçiler!&lt;/span&gt; Montrö ile elde ettiklerimizi anlatıyorsunuz. İyi güzel de, demek ki, Lozan'da bazı eksik ve gedikler vardı, bunları neden gözlerden gizliyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte fotoğrafta gördüğünüz, askerlerimizin önüne atılıp çiçek veren genç kızlar, Lozan'ın ardından tam 18 yıl süren uzun bir esaretten kurtuluşun sevincini yaşıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları yazıp çiziyor. Özellikle genç okurlarım da bunların etkisinde kalıp soruyorlar: Efendim, Lozan'da gizli maddeler varmış, bazı sözler verilmiş. Bunları açıklar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sevgili kardeşlerime soruyorum: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;a href="http://www.muhammedceylan.com/2008/11/lozan-antlasmasi-tam-metin.html"&gt;Lozan Antlaşması'nı kaç kere okudunuz?&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; Bugüne kadar baştan sona okuyanına rastlamadım desem yalan olmaz. Okusalar zaten pek çok gizli sanılan 'söz'ü metinde çatır çatır yazılı görürlerdi. Okumadığımız bir metinde yazılmayan bilgileri merak eden tuhaf bir toplumuz vesselam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Çanakkale şehitliğini gezerken gördüğünüz İngiliz, Anzak vs. mezarlıkları ile devasa anıtları bu işgal döneminde yaptırılmıştır ve Montrö'de bize devredilirken de mezarlıkların o ülkelerin kendi toprakları olduğu açıkça belirtilmiş, buralara dokunamayacağımız vurgulanmıştı. Şimdi o anıtlara dokunmamız yasak. Değerli dostum Fethi Murat Doğan'ı da yıllardır uğraştıran, "Türk anıtları neden diğerlerine oranla küçük yapılmış?" sorusunun cevabı da burada gizli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da iç yakıcı olan gerçek şu ki, Çanakkale'deki bütün o savaş alanı, tabii ki Türk şehitlikleri de, 1918-1936 yıllarında İngiliz askerlerinin insafına terk edilmiş, atalarımızın kemikleri İngiliz çizmeleri altında ezilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan İngilizler kendi mezarlıklarını pırıl pırıl döşerken ve Gelibolu'yu bizim Hayber'deki "Türk mezarı"mız gibi vatanlarının bir parçası haline getirirlerken, Lozan'da zafer yazan delegelerimiz Türk şehitliklerinin korunması veya en azından bizim toprağımız olarak tanınması için bir madde koymayı dahi akıllarına getirmemişlerdir. Gelin görün ki, İngilizler, Montrö'de Çanakkale'yi boşaltmayı kabul ederken, 1915'te bu topraklara gömdükleri gençleri bahane ederek kendilerinden izin almadan müfettiş göndermemizi bile istememişler, bunu dahi şarta bağlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece son yıllardaki şahlanış olmadan önce Çanakkale'deki Türk şehitliğinin (daha doğrusu "Osmanlı şehitliği"nin) arz ettiği perişanlığın gerçek sebebini anlamaya başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence İsviçre Lozan'daki masayı vermekle iyi etmedi. Çünkü böylece Lozan'ın hesaplaşması yeniden başlayacak. Hazır masa da gelmişken, oturup konuşalım şu yarım kalmış hesapları diyecek birileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte 21 Ağustos 1923 günü TBMM kürsüsünde var gücüyle haykıran Tekirdağ milletvekili Faik Öztrak'ın sesi kulaklarımıza İsrafil'in surunu üflüyor sanki. Tutanaklardan aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fakat efendiler, İngilizlere bırakılan bu topraklardaki muazzez şehitlerimizin hatıralarına ne dersiniz? Onların ölülerinin mevcut olduğu bu yerlerde bizim de yüz binlerce şehidimizin kanları ve kefenleri mevcuttur. Vatanımızı istilaya gelmiş olanlara karşı bu imtiyazları vererek bu şehitlerimizin aziz hatırasını nasıl rencide edebiliriz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutanaklar, Faik Bey'in sözlerinin Meclis'te "çok doğru" sesleriyle onaylandığını ve Niğde milletvekili Hazım Bey'in oturduğu yerden şöyle laf attığını kaydediyor: "Evet... Maksatları başkadır. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir gün bu memleketi ölülerle bile istilayı düşüneceklerdir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cumhuriyet'in ilk yıllarında Çanakkale şehitleri için herhangi bir anma töreni düzenlenmeyişinin asıl sebebi nedir?" diye soranlara gülümseyerek cevap veriyorum. Bu, o topraklarda gözümüzün olduğu anlamına gelirdi de ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Şimdi Çanakkale zaferini kutlamayı İngilizlerden ve Anzaklardan öğrendik desem, çoğunuzdan tepki alacağımı biliyorum. Ama tarihin aynası böylesine acımasızdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi şu Lozan masasını birkaç günlüğüne bana verin de, başında şehitlerimiz adına doya doya ağlayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3138/3037716500_d613ec5bb4.jpg" width="500" height="356" alt="Çanakkale Abidesi" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-3729848656677625834?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/3729848656677625834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=3729848656677625834&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/3729848656677625834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/3729848656677625834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/11/lozanda-canakkale-konusu.html' title='Lozan&apos;da Çanakkale Şehitlerini İngiliz&apos;e Teslim Etmiştik'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3138/3037716500_d613ec5bb4_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-7257570516544516046</id><published>2008-11-14T03:58:00.000-08:00</published><updated>2008-11-14T04:25:11.669-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cemal Granda'/><title type='text'>Atatürkün Bilinmeyen Anıları Hatıraları ve Gizli Kalmış Yönleri</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3273/3028910765_27966a968b_o.jpg" width="675" height="350" alt="Atanın anıları" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde Atatürk hakkındaki tartışmalar epeyce alevlendi. Gerekçesi de Can DÜNDAR'ın ünlü &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;MUSTAFA&lt;/span&gt; filmi. Tartışmalar üzerine araştırma yaparken Atanın en gizlide kalmış anıları ile karşılaştım. Halkımız tarafından Atatürkün bilinmeyen yönleri ile.  Ve paylaşmak istedim benim gibi merak edenlere. Atatürk'ün 1927-1938 tarihleri arasında uşaklığını yapan Cemal Granda'nın hatıralarına rastladım. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;CafeSiyaset&lt;/span&gt; sitesinde rastladığım hatıralarını sizlerle paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Cemal Granda… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün Uşağı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmetine girdiği 3 Temmuz 1927'den, ölümü olan 10 Kasım 1938'e kadar Atatürk’ün yanından hiç ayrılmadı. 12 yıl boyunca Atatürk’ün ünlü sofrasının konuklarını, devlet başkanlarının ziyaretlerini, Atatürk’ün kederlerini, sevinçlerini en yalın haliyle gözlemledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da bunları kaleme aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal Granda'nın anıları 1972 yılında Hürriyet tarafından basılmıştı. 33 yıldır yayınlanmayan anılar şimdi yayın hayatına yeni atılan Kristal Yayınları tarafından okuyucuyla buluşuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KİTAPTA NELER VAR NELER?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;1-&lt;/span&gt; Atatürk’ün, “Kemal” adını “Kamal” diye değiştirdiğini biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;2-&lt;/span&gt; Tüm yurt gezilerinde her türlü masrafı kendi cebinden ödediğini biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;3-&lt;/span&gt; Atatürk, bir gece sofrada dostlarıyla sohbet ederken hizmetlilere dönüp neden “Bütün elbiselerimi yakın” emrini vermişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;4- &lt;/span&gt;Atatürk Dr. Reşit Galip’e neden kafatası ölçüsünü aldırdı? Ata’nın kafatası ölçüsü kaç çıktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;5-&lt;/span&gt; Nutku hazırlarken üç gün üç gece uyumadan çalıştığını biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;6-&lt;/span&gt; Kendisini çok kızdıran Dr. Reşit Galip’i sofrayı terk etmeye davet eden Atatürk, Reşit Galip bunu reddedince ne yapmıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;7-&lt;/span&gt; Resmiyetten sıkılan Atatürk, bir gece yarısı Dolmabahçe Sarayı’ndan gizlice dışarı çıkınca İstanbul Valisi sabaha karşı onu nerede bulmuştu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;8-&lt;/span&gt; Atatürk bir gün neden “Biz de bir zamanlar marifetmiş gibi evlenmiştik” demişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;9- &lt;/span&gt;Neden İsmet İnönü’nün çocuklarına mirasından ödenek bırakmıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;10-&lt;/span&gt; Milli Eğitim Bakanı atadığını bildirdiği akşam, Dr. Reşit Galip’i neden iki askerle güreş tutmaya zorlamıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;11-&lt;/span&gt; Mareşal Voroşilov’un Türkiye ziyaretinde, Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri Recep Peker’i Stalin’in muadili sanması, Peker’in başını nasıl yedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;12-&lt;/span&gt; Atatürk, bir gece iddia üzerine tabancasını çekip köşkteki avizelerin ampullerini nasıl vurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;13-&lt;/span&gt; Atatürk, sofra sohbeti sabaha dek uzayınca manevi kızı Zehra’ya nasıl sabah ezanı okuttu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;14-&lt;/span&gt; Uşağının diğer hizmetlilere şakayla “Selanik’ten çıksa çıksa Yahudi çıkar” dediğini duyan Atatürk, akşam sofrada buna ne karşılık verdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;15-&lt;/span&gt; Yakın arkadaşı ve koruması Recep Zühtü metresini vurunca Atatürk ne yaptı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;16- &lt;/span&gt;Uşağının ev alırken tapuda rüşvet vermek zorunda kaldığını duyan Atatürk nasıl tepki verdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;17-&lt;/span&gt; İstanbul Valisi Üstündağ ekmeğe zam yaptığını haber verince nasıl küplere bindi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;18- &lt;/span&gt;Nazım Hikmet hapisteyken köşkteki gramofonda plağı çalınca Atatürk şair hakkında neler söyledi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;19-&lt;/span&gt; Masonluğu kaldıran Atatürk, gençlik yıllarında kendisinin de mason olduğunu nasıl anlattı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;20-&lt;/span&gt; İngiltere Kralı 8. Edward’ın, Türkiye ziyaretine birlikte geldiği Madam Simpson yüzünden tahtı terk edeceğini Atatürk nasıl tahmin etmişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinizden bırakamayacak, bir solukta okuyacak, Atatürk’ü daha yakından ve içimizden biri olarak tanıyacaksınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İŞTE ANILARDAN BİR DEMET&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta yeralan anılan çok ilginç. İşte bu anılardan bir demet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Yalnız bir gece Kazım Özalp’in evinde tam yirmi sekiz kadeh kokteyl içtiğini hatırlarım. Bunun adı Napoleon Kokteyli idi. Bir miktar cin, bir miktar vermut, bir miktarda Seribrandi likörü ile yapılıyordu. Bunların dışında alıştığı içkiyi değiştirmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gece içen Atatürk, gündüzleri alkol kullanmaz, yalnız çok sıcak günlerde bir iki bardaktan fazla olmamak üzere bira içerdi. Bu yüzden kimse Atatürk’e gündüzleri içki içmek için ısrar etmez, en koyu alışkanlar bile akşamın olmasını iple çekerdi. Büyükdere gezisi o ender gecelerden birine rastlamış ve halkın gösterisi karşısında coşan Atatürk, içki faslını farkında olmayarak sabaha dek sürdürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ÇEVRESİNDEKİ ASALAKLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün sofracısı olduğum için çok temiz giyiniyordum. Elbisem her zaman ütülü, beyaz gömleğim kolalı, iskarpinlerim rugandı. Davetlilerden birçoğu şıklığımı kıskanır ve giyimimi benzetmeye yeltenirlerdi. O zaman birçok bakan ve milletvekili bile papyonlarını bana bağlatırlardı. Umumi kâtip Hasan Rıza Soyak, Rize milletvekili Hasan Cavit, özel kalem memuru Lütfi Bey, giyim devrimine kendilerini uydurmaya çalışanlar arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet yeni kurulmuştu. Çok kimse giyim devrimini kavrayamamış ya da henüz benimseyememişti. Aralarında talihsiz, cahil olanlar da vardı. Fakat kısa zamanda yaşadıkları ortama uymasını biliyor, en centilmen diplomattan daha centilmen kesiliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların bazıları okuma yazma bile bilmedikleri halde evlerine çok büyük kitaplıklar yaptırmışlardı. Örneğin Atatürk, bir atlas ya da kitap aradığı zaman, kitaplıktan biz gider, bunları çıkarırdık. Atatürk’e onlar kendileri bulmuş gibi götürüp verirlerdi. İçlerinde çok zekileri de vardı. Atatürk her hangi bir emir verse, onlar bunu istedikleri şekle sokar, kendilerine işten pay çıkarırlardı. Oysa bu işleri zavallı memurlar uşaklar görür, hazıra onlar konar, her zaman her yerde parsayı onlar toplardı. Her zaman gezilere onlar gider, hepsi birer silahşor kesilirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bütün bunlar Atatürk’ün hiç gözünden kaçmaz, onları inceden inceye alaya alır, bazen karşılık veremeyecekleri bir soru yağmuruna tutar, karşısında nasıl ecel terleri döktüklerini hazla seyrederdi. Dalkavuklara, laf ebeliği yapanlara çok kızardı. Çok geçmeden bir punduna getirerek, yaptıklarının acısını onlardan çıkarmasını bilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırpalayacağı, ya da alaya alacağı kimseleri sık sık sınava çekişine tanıklık etmişimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün şaşırtıcı soruları ve mantık oyunları karşısında bunların dökülüşleri görülecek şeydi. Zaten O’nun sorularına tam cevap verecek adam az bulunurdu. Hepsi birer zekâ oyununa dayanıyordu. Kimse altından kalkamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İÇKİSİNE KARIŞANLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün içki içmesine karşı olanların başında umumi kâtip Yusuf Hikmet Bayur geliyordu. Bayur- her halde Atatürk’ü hepimizden çok sevdiğinden olacak-O’nu içkisinden caydırmak için türlü bahaneler bulur, fakat hiç birini başaramazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk çok içmezdi. İçtiği zamanda içmesini bilirdi. Acele etmezdi, konuşarak, sohbet ederek, yavaş yavaş içmeyi severdi. Ölçüyü kaçırmazdı. Sarhoş olduğunu bir kez bile görmedim. Taşkın bir hareketine rastlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olduğu halde Hikmet Bayur’la aralarında sık sık tartışmalara tanık olurdum. Hemen her sabah tekrarlanan bu tartışmalardan Bayur’un yenilgiye uğradığını üzülerek görürdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet Bayur, erken saatlerde Atatürk’e gelir, o günkü ajans bültenlerini getirir ve kendisinden emir alırdı. Atatürk’ün yorgun halini gören Bayur dayanamaz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Paşam, yine renginiz yerinde değil, çok yorgun ve bitkinsiniz. Şu içkiyi bu kadar içmeseniz daha iyi olur.’’derdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karışmaya Atatürk’ün canı sıkılır ama hiç belli etmemeye çalışarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘A Hikmet Bey, ben rakıyı şimdi değil, daha Harbiye talebesiyken içerdim. Bugüne kadar da hiç zararını görmedim,’’diye karşılık verirdi. Bayur bunun da altında kalmazdı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Muhterem Paşam, bu gün belki zararını görmediğinizi sanırsınız, fakat yarın göreceksiniz. Siz bu memlekete lazımsınız. Kendinize acımıyorsanız bari bu millete acıyın. Bu millet sizin varlığınızla vardır. Ne olur şu içkiyi az için.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk bu sözleri hep gülümseyerek karşıladı. O da Hikmet Bayur’un içinde bir kötülük olmadığını, kendisini herkesten çok sevdiğini biliyordu. Fakat bir gün canına tak demiş olacak ki, Hikmet Bayur yine içkiyi kötüleyen konferansına başladığı sırada birden bire sözü başka yana çevirerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Bu günkü işler arasında neler var bakalım?’’ diye sordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk o an yine sinirlendiğini belli etmemişti ama kararını vermişti. Bu içki aleyhtarı konferanslara artık bir son verecekti. Üç gün sonra mesele anlaşıldı. Akşam sofrada Atatürk, Hikmet Bayur’la beraber hepimizi şaşırtan şu haberi veriyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘  Hikmet Bey, seni Kabil’e sefir yapalım. Git, oraları gör; hatta gerekirse Hindistan’a kadar git. Oralar hakkında bilgi edin. Oku, öğren ve ilim getir. Bize bu yolda faydalı ol,’’dedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu suretle Hikmet Bayur’un Kabil büyükelçiliğine atanma emri verilmiş oluyordu. Hikmet Bayur hareketinden önce veda için Köşke geldi. Atatürk, onu salonda ayağa kalkarak karşıladı. Giderken de kapıya kadar elini omzuna koyarak uğurladı. Bayur birkaç gün sonra ayrılarak Kabil’e gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle geliyor ki, bu atanma, Bayur’un yurda hizmet kaygısı, yalansız olarak Atatürk’e içki içmemesi öğüdü ve içmesine engel olma hareketinden ileri geliyordu. O Hikmet Bayur ki, sevgisini, saygısını hiç eksik etmediği Büyük Adama ‘İçme Paşam’ sözünü ilk söyleyebilmek cesaretini göstermiş, fakat bunu çok sevdiği Atatürk’ün yanından uzaklaştırılmak cezasıyla ödemişti. Nitekim Hikmet Bayur haklı çıkmış, Atatürk de sonunda içkinin fenalığını anlamış, fakat iş işten geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ARMSTRONG AZ BİLE YAZMIŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armstrong ADLI BİR YAZAR Atatürk hakkında yazdığı bir kitapta, O’nun içki âlemlerine de değinerek olumsuz ve yakışıksız yüklemelerde bulunuyordu. Hükümet o zaman bu nedenle kitabın yurda sokulmasını yasaklayan bir karar bile almıştı. Bir sabah Çankaya Köşkü’nün salonunda Atatürk kahvesini içerken, Hikmet Bayur, elinde bir kitapla geldi. Bayur, o dönemde Cumhurbaşkanlığı umumi kâtibiydi. Atatürk’e Hikmet Bayur’un geldiğini haber verdik. Atatürk’ün karşısına ilişen Hikmet Bayur’un halinde bir tuhaflık sezinlemiştik. Atatürk’e çok önemli bir meseleyi söylemekle söylememek arasında duraksadığı anlaşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, bakışlarıyla kitabı işaret ederek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Okuyun bakalım Hikmet Bey. Bakalım ne yazmış?’’dedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan Atatürk’ün, Hikmet Bayur’un elindeki kitaptan önceden haberi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet Bayur çok güzel İngilizce bilirdi. Sadece İngilizce konuşmakla kalmaz, İngiliz edebiyatı hakkında da geniş bir bilgiye sahipti. Hemen İngilizce kitabı açıp, çeviri yapar gibi değil de, sanki Türkçe yazılmış bir kitabı okumanın rahatlığı içinde Türkçe okumaya başladı. Atatürk’ü bazen kaşları çatılarak, bazen hayret belirtisiyle Hikmet Bayur’u dikkatle dinliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armstrong, Atatürk’ün içki âlemlerini oldukça ağır sözcüklerle anlatıyor, fakat buna ilişkin bölümün sonunda, ‘Böyle olduğu halde yurdunu ve ulusunu ilgilendiren her hangi bir olay çıktı mı, hemen içkiyi ve eğlenceyi bir yana bırakıp, aslan gibi kükreyerek pençesini o olayın üzerine atmasını bilir,’ demekten de kendini alamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, kitabın burasında söze karıştı. Biz, kızacak,’ Kapat şu kitabı, yeter. Halt etmiş bunları yazmakla!’ diye bağıracağını sanıp korkmuştuk. Oysa Hikmet Bayur’a şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Bu kitabın yurda sokulmasını yasaklamakla Hükümet hataya düşmüştür. Bu zat bizim yaşadığımız safahatı eksik bile yazmış. Bu eksikliği ben tamamlayayım da, kitaba eklensin, memleket de kitabı okusun’’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sonra Hikmet Bayur, yeniden kitabı kaldığı yerden okumaya başladı. Atatürk, yine büyük bir dikkatle dinliyordu. Bir başka bölüme geçilmişti. Hikmet Bayur’un birkaç sayfa atladığını fark eden Atatürk:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Ne var ki o kısımda, sayfaları atladınız?’’ diye sordu. Hikmet Bayur, çekingenlik içinde: ‘paşam, izin verirseniz burasını okumadan geçeyim’ dedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk iyice meraklanmıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Nedir yahu, bu atlamak istediğiniz? Adam ne söylemiş, ne yazmışsa hepsini bilelim. Okumaya devam…’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk okutmakta ısrar, Bayur okumamakta inat ediyorlar, aralarında sessiz bir çkişme geçiyordu. Atatürk sonunda biraz sertçe:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Ne diyor bu adam bizim için? Hakaret mi ediyor? Hayvan mı diyor?’ diye sordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet Bayur bu sözler üzerine iyice şaşırdı. Cümleleri kekelemeye başladı. Artık kaçamak yol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalmamıştı onun için. Okumaktan başka çaresi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Paşam,’’ dedi.’’ Sizin Kastamonu’da şapkayı başınıza ilk giydiğinizi anlatırken ağır kelimler kullanmış.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, Armstrong’un bu sözlerine kızmak şöyle dursun, neşelenmişti bile.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ insanlara bazen hayvan sıfatları takar, aslan gibi deriz. Bu da onun gibi. Canı istemiş, böyle düşünmüş bizi. Neyse fena değil. Haydi, okuyun, daha neler var içinde bakalım? Bayağı eğlenceli kitap,’’ dedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün ne büyük hoşgörü sahibi olduğunu o gün bir kez daha anlamıştım. Büyük bir olgunluk içinde olayların ışığı altında kendi değer ölçülerini, görüşünü, geçmiş olayların ışığı altında kendi değer ölçülerine vurarak kıyaslıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;UYKU DÜŞMANI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk uykuyu sevmezdi. Uyanık geçirdiği zaman, uykuda geçirdiğinden çok fazladır. Bir insan yaşamına sığdırılamayacak gibi imkânsız görünen büyük işleri başarısı, bu yüzden kolay olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, yirmi dört saatlik yaşantısının hiçbir zaman bir programa sığdırmak istememiş, ani kararlarla o anda aklına gelen şeyi yapıvermiştir. Savaştan ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra da memleket işleri yoluna girdiği dönemde de, sınırlı bir yaşamın içine girmemiştir. Daima dinç ve uyanık tutmaya çalıştığı asap ve enerjisi de O’nu uyutmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün yaradılışı da, çerçeveli bir yaşama girmesine engel olmuştur. Gerek Çankaya’da, gerekse Dolma bahçe’de oturdu sıralar, gezilerinde, halk arasına serbestçe girip çıkmasında belirli bir program uygulamamıştır. Uykunun dostu değil, adeta düşmanıydı diyebilirim. Ünlü ‘Sofa’sı bu nedenle sabahlara dek sürer, davetliler birer ikişer çekilip gider, O ise sabah güneşini görmeden yatağına girmez uyumazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece sabaha karşı, sofradakiler dağıldıktan sonra kendisine yatması için adeta yalvaran Başyaver Cevat Abbas Gürer’e, uykuda geçirdiği zamana acıdığını söyleyerek şöyle demişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Hayat pek kısa. Çocukluk ve mektep hayatı bir kısmını alıp götürüyor. Geriye kalanını da uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve vücuda gerekli dinlenme gıdasını verecek komprimeler icat olsa ne iyi olurdu. Fakat bir gün bu da olacaktır. Nitekim tıp ilimi, kimya, uyutmak için çok güzel ilaçlar yapmaya başlamıştır.’’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün uykuya karşı bu alerjisi, askerlik döneminden kalmış. Çanakkale’den beri yaverliğini yapan Cevat Abbas şöyle anlatırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Atatürk muharebe sahalarında katiyen uyumazdı. Siper muharebelerinde de tetik yatmak kaydıyla seyyar karyola elbiseyle uzanır, bir gözü açık, bir gözü kapalı uyurdu. Tabii buna uymak denirse. Kafkas Cephesinde Buğlan Gidiği muharebelerine yetişmek için otuz altı saat hayvan sırtından inmeden yürüyüş yapmış ve iki gün hiç gözünü kırpmamıştır. O acı mütareke günlerinde uykusuzluğu sürekli olan Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basışından Lozan Barışının imzasına dek gece uykusu görmedi diyebilirim.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;UYKUSUZLUK REKORU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk için ‘içkiyi bırakamaz’ diyenler, acaba bir gün gelip aldanacaklarını hiç düşünmemişler midir?  O’na içkiyi bıraktırmak isteyenler, o zaman kim bilir nasıl şaşırmışlardır. Evet, bu kadar içki kullanan ve ondan ayrılmaz görünen adam, üç ay hiç rakı içmeden durabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk hiç Kimsede bulunmayan büyük bir irade gücüne sahipti. Eğlenmesini de, içmesini de, çalışmasını da çok iyi bilirdi. Büyük Nutku’nu yazarken ben bunun tanığı oldum. Akşamları yine sofraya kuruluyor, herkes karşısında yiyor, içiyor; fakat O, ağzına bir damla bile içki koymuyordu. Hatta yemek yerken herkesin içişini gülümsemeyle seyredişi hala gözümün önündedir. Oysa ben, içkiye alışkın insanların bir gün bile içmeden duramayacaklarını sanırdım. Atatürk’ün tam üç ay kendi isteğiyle içkiye boykotuna benimle birlikte tüm çevresindekiler de şaşıp kalmışlardı. Bu da O’nun görev aşkını ve sorumluluğunu, alışkanlıklarının ve beğenilerinin de üstünde tuttuğunun en güzel örneklerinden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün sevdiği ve güvendiği insanlardan otuz beş yıllık arkadaşı İzmit milletvekili Süreyya Yiğit, bir anısında şunları yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Atatürk, büyük işler hazırlarken asla alkole ilgi göstermezdi. Nitekim Erzurum’dayken biz içerdik. O içki teklifimizi kabul etmez, kahve içmekle yetinirdi. Korkunç derecede bir irade gücü vardı. İçkiyi irade zaafından değil, düpedüz sarhoş olmak için içerdi.’’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çankaya Köşkü’nde Büyük Nutku’nu hazırlarken hiç içki içmediği gibi, kırk sekiz saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini de hatırlarım. Öyle ki, yazı yazmaktan yorulan değişiyor, fakat O, binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu. Böyle zamanlarda, yazdıklarını sofrada arkadaşlarına okutur, sonra yine eski köşkün çalışma odasına geçer, kâh oturarak, kâh ayakta çalışmalarını sürdürürdü. Nutuk, çalışmanın, insan gücünün nasıl üstüne çıkışını gösterdiği için, ayrı bir önem de taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün hiç uyumadan üç gün durabildiğini de, görmüş ve gözlerime inanamamıştım. Cephe de değildik, savaş da yoktu. Uykusuzluğu gerektirecek önemli bir olayla da karşı karşıya bulunmuyorduk. Fakat O, bir işe, ama ciddi bir işe başladı mı, onun sonunun geldiğini görmeden asla rahat edemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, çalışmaları sırasında yer ve zaman öğeleriyle ilgili değildi. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, yurt çıkarlarını kapsayan bir görev belirdi mi, onu yerine getirmeye çalışırdı. Gezileri sırasında trende, ya da otomobil içinde evrak açtırarak çalıştığı çoktur. En keyifli eğlene anında sofrada bile karşısında görevlilerden birini gördü mü, sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, ‘Beni mi istiyorsunuz?’ diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini her şeyin üstünde tutardı. Eline aldığı herhangi bir işi de yarım bırakmaz, bitirmeden rahat edemezdi. Bazen hiç durmadan okuduğu, kırk sekiz saat aralıksız çalıştığı da olmuştur. Çankaya Köşkünde eline geçirdiği bir tarih kitabını bitirmek için iki gün, iki gece hiç yatağa girmemiş, şezlongda dinlenmekle yetinmişti. Yalnız kaldığı, ya da okuduğu zamanlar masaya pek iltifat etmez, koltuğa bağdaş kurup oturmayı daha çok severdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihle uğraştığı sıralarda. Atatürk içerde çalışıyor, ben kapıda oturmuş bekliyordum. Ara sıra uyumamak için banyoya girip, yüzüme su vuruyor, sonra anahtar deliğine gözümü uydurup, bir post üzerinde yüzükoyun uzanıp Nutku hazırlayan Atatürk’ü gözetliyordum. Saat sabahın beşine geliyordu. Uykumu dağıtmak için elime bir kitap almıştım. Adı ‘İzmir’in İşgali’ idi. Çok meraklı olan bu kitaba kendimi kaptırdığım halde, tüm uğraşım boşa gitmiş, şafak sökerken dayanamamış, yorgunluğun etkisiyle uyuya kalmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Atatürk zile basmış, fakat ben koltukta derin bir uykuya daldığım için uyanamamışım. Zille uyandıramayınca, kendisi çağırmak zorunda kalmış. Bir de baktım ki, kapıyı aralamış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘Çelebi, Çelebi.’’ Diye sesleniyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen yerimden fırladım:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘Paşam. Emriniz…’’ diyebildim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bendeki korkuyu varın siz hesap edin. Bağıracak, parlayacak diye ödüm kopuyordu. Ellerimi önüme kavuşturmuş, bekliyordum. Fakat nedense kızmadı. Gayet sakin yüzüme bakarak:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Bana bir kahve getiriniz,’’dedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyecek hiçbir şey kalmamıştı. Sadece kekeleyerek,&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;Paşam, uymadım. Kitap okurken içim geçmiş.’’diyebildim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidip arkadaşları kaldırdım. Hizmeti devrettim ve yatmaya gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam nöbet sırası yine bana gelmişti. Üçüncü gecedir ki, Atatürk gözünü kırpmıyordu. Kütüphanede yere serili bir postun üstüne uzanıyor ve çalışıyordu. Notların arasına gömülmüştü. Yerler tarih kitaplarıyla doluydu. Sadece duş yapıyor, kurulanıp tekrar odaya kapanıyordu. Yemeği bile kütüphaneye getiriyorduk. Yüzü hafif süzülmüş gibi geldi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çankaya Köşkü’nde sofra kuruldu. Bu on altı kişilik bir sofraydı. Konuklar gelerek yerlerini aldılar. Sabah ki uyku olayını unutmuştum bile. Tam içki faslı başladığı zaman, konuklara dönerek:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Bu çocuk dün gece sabaha kadar beni bekledi,’’dedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden koltuklarım kabardı, önüme baktım. Konuklar bana biraz da kıskançlıkla bakarken Atatürk:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;-&lt;/span&gt;‘‘ Öyle ama sabaha karşı uyuyarak beklemiş,’’ demez mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ‘‘Senin uykusuzluğa tahammülün yok’’ diye alay etmeye başladı. Canım çok sıkılmıştı. Önceleri ‘Çelebi işini bilir Paşam,’ diye beni öven konuklar da hep birden gülmeye başladıklarından utanç içinde kıvranıyordum. İçimden kendi kendime nasıl da kızıyordum. Saat sabahın beşine kadar uyuma da, ondan sonra uyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay bana ders oldu. Atatürk’ün o tarihten sonra üç gün süren büyük uykusuzluk geçirdiğini hatırlamıyorum. Fakat geç saatlere dek kaldığı vakitler de bütün dikkatimi kullanarak uykuyu aklıma bile getirmemeye çalışmışımdır. O birkaç dakikalık uyku, bende unutulmaz bir anı bıraktı. Büyük adama hizmetin zor olduğunu bir kez daha anlamış oldum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-7257570516544516046?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/7257570516544516046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=7257570516544516046&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7257570516544516046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7257570516544516046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/11/ataturkun-bilinmeyen-anilari.html' title='Atatürkün Bilinmeyen Anıları Hatıraları ve Gizli Kalmış Yönleri'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-6489001853546936025</id><published>2008-11-11T02:35:00.000-08:00</published><updated>2008-11-11T02:44:56.304-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Baskın Oran'/><title type='text'>Aramıza Hoşgeldin Atatürk</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3181/3022003598_ae5f768f00_o.jpg" width="675" height="350" alt="Sadece Mustafa" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye şimdiye kadar kimsenin Atatürk filmi yapmadığı anlaşıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçuşan internet iletilerinden biri “Can Dündar bir Ermeni olarak...” diye başlıyor, bir diğeri “Lütfen özellikle çocuklarınızı bu filme götürmeyin. Sizde gitmeyin” (-de eki bitişik, tabii) diye uyarıyor, bir tanesi de artık olayın adını koyuyor: “Benim de bir Mustafa Kemal Atatürk’üm var ve bunu değil Can Dündar, Allahı gelse benden kimse alamaz”.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “Lütfen Çocuklarınızı Götürmeyin” filmini ben göreli hem çok oldu, hem de her yıl görürüm. Her yıl dediğim, Mülkiye ikinci sınıfta Atatürk’ün nitelikleri bahsini dinlerken yatılı okuldan dönünce evde bir üvey baba bulduğunu duyan öğrenciler inanamazlar. Birbirlerine bakarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göreli çok oldu dediğim ise biraz daha sivri. Tarih 1996. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl kaybettiğim ablamın mezunlar derneği başkanı olduğu İzmir Amerikan Koleji’nde konferansa çağırmışlar, konuşma sırasında sanki bugünü bilmiş gibi Atatürk’ün totemleştirilmesinin her şeyden önce bu büyük adama zararlı olduğunu söylüyorum: ‘Atatürk’ü bize öyle bir öğrettiler ki sesi güldür güldürdür, boyu dev gibidir. Böyle bir imaj oluşturdular kafamızda. Şimdi, bir çocuk Onuncu Yıl Nutku’ndaki sesi duyunca hayalkırıklığına uğrarsa çok mu iyi olur? Boyunun en fazla orta olduğunu, bu yüzden bütün resimlerde gruptan bir adım önde durduğunu öğrenirse kafasındaki Atatürk imajı ve ona bağlı olarak Atatürkçülük zarar görmez mi? İnsan’ı ortadan kaldırmanın mantığı var mıdır?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün ardı ardına iki olay patlak verdi. Bir öğrenci babası ben konuşurken kalktı ve “Beyfendi, siz de pek uzun sayılmazsınız hani!” diye bağırdıktan sonra dolu salonu güm güm güm terk etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu komikti; zaten gülüşmelere yol açtı. Şu ise trajikti ve biraz ürpertti: Bir kız öğrenci fırladı ön tarafa, oturan velilere ve öğretmenlere hitaben “Bize Atatürk’ü nasıl anlattınız yıllardır! Bunu nasıl yaparsınız! Bizi nasıl aldatırsınız!” diye hıçkırarak bağırmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten o günden sonradır ki bir daha liselerde konferans kabul etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İnsanî zaaflar, politikacı lider&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi görmüşsünüzdür. Veya daha iyisi, en şiddetle eleştirenler gibi hakkında yazılanları okuyarak kanaat oluşturmuşsunuzdur. Ulu Önder gençliğinde büyük şehirle ilk tanışışında eğlenceye dalıyor, derslerini aksatıyor. Mum bitince hizmet neferine “Ben karanlıkta yatamam çocuk, bir çare bul” diyor. Meclis 1920’de ilk açılırken Cuma gününe rastlatıp Sakal-ı Şerif çıkartıyor, Vilayet’te hatim indirtiyor. Duruma hakim olunca tersini yapıyor: “İslamiyet Türk milletinin milli bağlarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu” diyor. Bazen Sovyetleri, bazen Kürtleri pohpohluyor: “Müslüman kardeşlerim, Komünist yoldaşlar! Yakın bir gelecekte bütün İslamiyet komünizm ile birlik olarak onların intikamını alacaktır!”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık ağlıyor. “Bir kadını idare edemedim” diye yakınıyor. İlk cumhurbaşkanı seçildiğinde çok kısa teşekkür edişinin sebebini yıllar sonra açıklıyor: “Çünkü dişlerimi yeni çektirmiştim. Yeni dişler konuşurken ıslık gibi bir ses çıkarıyor ya da ağzımdan düşüyorlardı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefeti sıfırlıyor. Her yere heykellerini diktiriyor. Her sözü kanun.&lt;br /&gt;Heykeller çoğaldığı oranda yalnızlaşıyor. “Beni Unutmayınız/Beni Hatırlayınız” diyor. Akşamüstüleri uyanıyor, tek başına bilardo oynayarak sofra zamanını bekliyor: Günde 1 büyük rakı, 3 paket sigara, 15 kahve içiyor. Özellikle, “Beni Çankaya’nın kayalıklarına, Dolmabahçe’nin karanlık odalarına hapsettiniz” diye yalnızlıktan şikayet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları birleştirin, iki şey çıkıyor: Kaçınılmaz pragmatizmiyle Bir Politikacı ve doğal zaaflarıyla Bir İnsan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu kadar paniklediler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmi emperyalizmin Türkiye’deki oyunlarına yormaları saat meselesiydi. ADD Isparta şube başkanı “CIA ajanı Fuller patentli, Soros destekli” olduğunu bize açıklayarak bu boyutu da tamamladı &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Taraf, 04.11.08). &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Böylesine hırçınlaşmanın sebepleri derinlerde olmalı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;1)&lt;/span&gt; Tam, Sakallı Celal’in “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur” dediği durum. Sembolik olarak söyleyeyim; Atatürk’ün karanlıktan korktuğunu duyanlarda sarsıntı büyük oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldu da, bunlar ne kadar yeniydi? Hiç değil. Çünkü hem Atatürk’ün mesela sıkı içici olduğunu bilmeyen yoktu, hem yalnızlığını F. R. Atay ve Ş. S. Aydemir gibi en yetkili Kemalist kalemler döne döne yazmışlardı, hem de şimdi “Nerdeee o film, nerde bu!” diyenlerin özlemle andıkları Sarı Zeybek de tam bir insan öyküsüydü: Hastalığının son 300 gününü anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;2)&lt;/span&gt; Anlatıyordu ama, ilâh’ın siyasal boyutlarına dokunmuyordu. Mustafa dokunuyor. Hem de, şu anda zaten dizginlerinden boşanmış vaziyetteki Sevr Paranoyası’nın temel iki unsuru olan Kürt ve İslam konularına. Filmin “M. Kemal Kürtlere özerklik vaat etti” demesine kimseler inanmadı. Şuraya yazıyorum, “Sözde özerklik vaadi” icadının eli kulağındadır. Ama filmdeki “haber” doğru. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Okuyalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Binaenaleyh, başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmekten ise, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu mucibince (md. 11’den bahsediyor) zaten bir nevi mahalli muhtariyetler (yerel özerklikler) teşekkül edecektir. O halde hangi livanın (ilin) ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası, hesaba katılmazlarsa Kürtlerin sorun çıkarabileceği uyarısı var: “Bundan başka, Türkiye’nin halkı mevzuubahs (söz konusu) olurken, onları da beraber ifade lazımdır. İfade olunmadıkları zaman, bundan kendilerine ait mesele ihdas etmeleri daima variddir”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 1923 İzmit basın toplantısının orijinali. Hep sansürlenmişti, 2000’e Doğru 1987’deki 35. sayısında ilk defa açıkladı. Ama yine Sakallı Celal hikâyesi. İnsanların ne bundan haberleri var, ne de haberleri olsun istiyorlar. “Tahsil”leri öylesine kavi ki, M. Kemal’in Kürtlere özerklik vermeye hiç niyetli olmadığının, bütün amacının Kürtlerin o sırada sorun çıkarmamalarını sağlamak olduğunun farkında bile değiller. Duyacak inanacak halleri yok. Onlar ancak Che Guevara’nın Bolivya’da vurulduğu zaman çantasından Nutuk çıktığına inanırlar (bunu ayrıca yazı konusu yapacağım).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu, ne uğraşıyorum, adam sözü bitirmiş: “... bunu değil Can Dündar, Allahı gelse benden kimse alamaz”. Rabbim imansız bırakmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Esas olay nerede?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;3)&lt;/span&gt; Esas nedeni galiba bizzat Atatürk’ün, filmde dinlediğimiz 1 Kasım 1937 son Meclis nutkunda aramak lazım: “[Prensiplerimizi], gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset bilimi terminolojisiyle söylersek, iktidarı gökyüzünden yeryüzüne indirmekten bahsediyor. Machiavelli (1469), Bodin (1529) ve Hobbes (1588) gibilerinden öğrendiğimiz Tanrı’dan Prens’e geçiş bu! Atatürk’ün en büyük yapıtı! İktidarı yeryüzüne indiriyor, çünkü gökte durduğu sürece din adamları Allah’ın dudaklarından konuşmaya devam edecekler, “Allah böyle buyurdu” diye kesip atacaklar. Nasıl itiraz edeceksin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldik. Tam burası. Ortadoğu’da burjuvazi olmadığı için sekülerleşme zaten çok zor, Ata’nın sağlığında dikilen onca heykelin de büyük yardımıyla 1960, 1971, 1980 askerî darbeleri Atatürk’ü Kitab-ı Mukaddes’iyle (Nutuk) ve Kutsal Kudüs’üyle (Anıtkabir) komple bir Hz. İsa yapıp çıktı. Hz. Muhammed veya Hz. Musa değil İsa; çünkü o diğer ikisinden farklı olarak aynen Eski Mısır firavunları gibi yarı-tanrısaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Mustafa, Kemalistlerin zaman içinde tanrılaştırdıkları Atatürk’ü gök’ten yer’e indiriyor. Galiba esas kavga, “Atatürk böyle buyurdu”nun artık zorlaşacak olmasından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Dündar, akıllı Kemalizm yaptığı için öteki Kemalistler tarafından çarmıha geriliyor. Hepsi bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3135/3022003594_a4fa78c2be_o.jpg" width="675" height="435" alt="MustafaKemalAtaturk" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-6489001853546936025?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/6489001853546936025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=6489001853546936025&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/6489001853546936025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/6489001853546936025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/11/bundan-boyle-adin-mustafa-olsun.html' title='Aramıza Hoşgeldin Atatürk'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-1706304228765100404</id><published>2008-11-02T22:40:00.000-08:00</published><updated>2008-11-02T22:53:44.133-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haşmet Babaoğlu'/><title type='text'>Kudüs ve Osmanlı ...</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3054/2997968617_9701c1a067_o.jpg" width="675" height="350" alt="Kudüs genel görünüm" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KUDÜS DEYİNCE NE BİLİYORUZ&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Salı akşamı Tel Aviv'e indiğimizde yağmur karşıladı bizi.&lt;br /&gt;Hem de ne yağmur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece de sağanakla geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılda ortalama sadece 28-30 gün yağış alan topraklara gelmiştik oysa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklım fikrim Kudüs'te geçireceğimiz saatlerdeydi.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kudüs'ün üç dinin kutsal mekânlarıyla dolu ve labirenti andıran daracık sokaklarında elimde şemsiyeyle dolaşmak istemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahtan şehre ayağımızı bastığımız an bitti yağmur. Dönüş yoluna düştüğümüzde yeniden başladı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda Arap çarşısından alıp cebime sokuşturduğum şehir görüntülerinden oluşan kartpostallara tek tek baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kederini içine ata ata bitkin düşmüş güzel yüzlü bir dostla göz göze gelmek gibiydi o resimlere bakmak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşte bir tanıdığımla karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kudüs'ü yazacak mısın? " diye sordu heyecanla!&lt;br /&gt;"Çok kısa kalabildik ne yazık ki" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ya Sezai Karakoç'un " Gökte yapılıp yere indirilen şehir" dediği Kudüs'e bir öğleden sonra yeter miydi hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözde okullarımızdan birini bitirdikten sonra yurtdışında yüksek öğrenimini yapmış, yaşını başını almış biri olan tanıdığıma "Kudüs'e dair ne anlatmamı istersin?" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" İsa'nın çarmıha gerilmek üzere sürüklendiği yolu merak ederim, gördün mü oraları? " karşılığını verdi.&lt;br /&gt;Sonra ekledi: " Mel Gibson'un filmini gördüğümde çok etkilenmiştim."&lt;br /&gt;Ya Kubbet us Sahra, diye sordum...&lt;br /&gt;" Mescidi Aksa'yı anlatayım mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıtı çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba bu yapılar hakkında güncel medya haberleri dışında bir şey bilmediğini itiraf etmekten utandı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğinde muhafazakâr biri olarak tanınan fakat epeydir bütün dünyası "business"ten ibaret bir arkadaşım da dün "Ağlama Duvarı"nı sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli ki biraz turistik, biraz mistik, biraz Discovery Channel havasında izlenimlerimi merak etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlattım.&lt;br /&gt;Dikkatle dinledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra...&lt;br /&gt;Kudüs'e gidip gelirken otoyol boyunca gördüğümüz...&lt;br /&gt;İsraillilerin terörist eylemlere karşı " Barış Duvarı " adını vererek inşa ettiği...&lt;br /&gt;Ama Filistin köylerini ve mahallelerini birbirinden ayıran, kilometrelerce büyüklükte bir alanı Müslümanlar için hapishaneye çeviren "Utanç Duvarı"na getirdim sözü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu değiştirmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;Anladım ki...&lt;br /&gt;Kudüs'ten söz ederken ortaya çıkıyor; hepimizin Kudüs gibi mahallelere bölündüğümüz gerçeği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bizi bölen inançlar değil...&lt;br /&gt;Bizi bölen...&lt;br /&gt;Kötü eğitimin yarı cehaleti, üstünkörü ilgiler ve ideolojik körlükler! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KUDÜS VE OSMANLI&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kudüs (Yeruşalim) üç ilahi dinin kutsal saydığı; Hıristiyan, Yahudi, Müslüman mahallelerine bölünmüş, adı barışla anılan fakat tarih boyunca 108 kez savaş yoluyla yerle bir edilmiş bir şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette Yahudilerin ilgisi ve dikkati hep bu şehrin üzerindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beytülmakdis'in (Süleyman Tapınağı) orada olduğuna inanılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işin bilinmeyen yanı şu ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik Yahudi metinlerindeki "Zion" ( Anayurt) kavramının Kudüs olarak yorumlanması yakın zamanlara aittir. (Modern Siyonizmin babası Theodore Herzl'in Uganda'ya yerleşilmesini önerdiğini hatırlatayım!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bir yana!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Kudüs'te gezerken daha ilk anda fark ediyorsunuz ki, Osmanlı havası varlığını sürdürüyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. yüzyıldan İngilizlerin şehre girdiği 11 Aralık 1917'ye kadar sürmüştü Osmanlı yönetimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bugün hâlâ... Barışa benzeyen, barışı andıran ne varsa bu şehirde...&lt;br /&gt;Buram buram Osmanlı kokuyor!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-1706304228765100404?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/1706304228765100404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=1706304228765100404&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/1706304228765100404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/1706304228765100404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/11/kudus-ve-osmanli.html' title='Kudüs ve Osmanlı ...'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-2929494846618699781</id><published>2008-10-30T07:15:00.000-07:00</published><updated>2008-10-30T07:26:36.662-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haşmet Babaoğlu'/><title type='text'>Üç Maymun Barışı</title><content type='html'>&lt;A&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3288/2986903032_ce18e2220e_o.jpg" width="675" height="350" alt="Uç maymun" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç Maymun filmini izliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finale doğru arkamdaki adam söylendi: "Bütün bunların üç maymunlukla ne ilgisi var! Başka bir şey bu!" &lt;br /&gt;Haklıydı. &lt;br /&gt;Çünkü... &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Görmedim, işitmedim, konuşmadım" tavrı olaylara dışardan tanık olmak fakat "tanık yazılmak"tan kaçmaktır.&lt;br /&gt;Suçu görüp de görmemiş; işitip de işitmemiş gibi yapmak ve bu konuyu hiç açmamaktır üç maymunluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanın "anlat" diye bastıran sesini bastırma çabasıdır.&lt;br /&gt;Oysa filmde "dışarıda" kalabilen kimse yok! Suçun tanığı yok... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes sanık! &lt;br /&gt;Hepsi ağır biçimde suçlu! &lt;br /&gt;Hepsi müdahil! &lt;br /&gt;Ve dahası... &lt;br /&gt;Hayat baştan aşağı kirli! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki hiç merak ettiniz mi, nereden kaynaklanıyor bu laf? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. yüzyılda yaşayan Venedikli hekim; Niccolo Manucci ömrünün büyük bölümünü Hindistan'da geçirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goa'daki bir tapınakta biri gözlerini, diğeri kulaklarını, üçüncüsü de ağzını kapatan maymunların heykelini görüp ilk kaydı Manucci düşmüş.&lt;br /&gt;Heykelin altında şöyle yazıyormuş: "Görüp, işitip de hiç ağzını açmadan yaşayan insan tasasız bir hayat sürer." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç olan şu ki, yine 17. yüzyılda inşa edilen Japonya'daki Nikko tapınağında aynı üç maymun şeklinin kabartması varmış. Dahası Japonca'da böyle bir halk deyişi de bulunuyormuş: Mi-zaru, Ki-ka-zaru, iva-zaru... &lt;br /&gt;Yani "görme, işitme, söyleme." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılıyor ki, meşhur üç maymun figürü Doğu'ya ait.&lt;br /&gt;Fakat bu sahte huzur felsefesi nin doğusu batısı yok aslında! &lt;br /&gt;Meşhur Latin atasözü mesela... "Görme, işitme, sus ki barış içinde yaşayasın!" &lt;br /&gt;Ortaçağ saz şairleri aynı mantığı biraz daha gerçekçi bir hayat kavrayışına uyarlamışlar: "Her şeyi işit, söyleme/Her şeyi gör, belli etme/Ye yiyebildiğini, sakın ödeme..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araya bizim ve birçok toplumun kültüründe "erken öten horozu keserler, aman ha!" korkutmacası katılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık insanlara "etliye sütlüye karışılmaması" tavsiye edilmiş...&lt;br /&gt;Hani "atalarımız" deyip duruyoruz da, bu laflara bakınca insan ne kamusal ahlakla ne de kişisel vicdanla tanışmamış bu adamlar diye düşünüyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern insan biraz daha rafineleştirdi işi tabii...&lt;br /&gt;Sanki her şey televizyon ekranında olup bitiyor! &lt;br /&gt;Sanki hiçbir yanlışa, suça, vicdansızlığa "tanık" olmuyoruz artık, sadece izleyiciyiz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşittiğimiz ve konuştuğumuz ne varsa, onlar da "altı üstü dedikodu, magazin!" &lt;br /&gt;Ha... Unutmadan! Bir de şu ideoloji denilen şey var... &lt;br /&gt;Resmisiyle gayri resmisiyle dünyaya ideolojik bakış...&lt;br /&gt;O da bir tür üç maymunluktur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakıp da görmemek, işitip duymamak ve çok konuşup bir şey söylememek hali!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde bu maymunlar hepten değişti ya neyse. &lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3287/2986047477_46cbf2ce20_o.jpg"&gt;Bugünkü hali için:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KADINLAR NEDEN SOYUNUYOR (Ne uğruna, Ne için ve MALESEF :( )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mae West'in "Kadınlar için giyinirim, erkekler için soyunurum" sözünü gündeme getirdi ya Ayşe Arman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıncal Ağabey de devreye girdi: "Kadınlar erkekleri elde etmek için giyinir, ellerinde tutmak için soyunurlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki söz de gerçeğin bir yanını dile getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak dünyanın hızla değiştiğini; arzular ve davranışlar arasındaki bağın farklılaştığını göz ardı etmemeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni kuşak kadın-erkek ilişkilerinde başka bir model dikkatimi çekiyor.&lt;br /&gt;Şakayla karışık şöyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar erkekleri elde etmek için soyunuyor, elde tutmak için giyiniyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani...&lt;br /&gt;Çabuk cinsel tanışma! &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Soyunma!)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ardından kaçma-kovalamacaya dayalı flört serüveni! &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Giysilerin resmi geçidi!)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-2929494846618699781?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/2929494846618699781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=2929494846618699781&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/2929494846618699781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/2929494846618699781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/10/uc-maymun-barisi.html' title='Üç Maymun Barışı'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-9178671240436764603</id><published>2008-10-10T03:37:00.000-07:00</published><updated>2008-10-10T03:38:54.111-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şeyh Edebali'/><title type='text'>Osmanlı'nın Kuruluşundaki Felsefe</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3294/2923584729_1aaeeb0d5a_o.jpg" width="675" height="350" alt="Osmanlı Arması" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar boyu yaşamasının en önemli nedenlerinden birini temellerinin sağlam atılmış olmasına bağlayabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devletin temelleri atılırken &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Şeyh Edebali&lt;/span&gt; damadı Osman Bey'e şöyle sesleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey oğul, artık Bey’sin! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.&lt;br /&gt;Güceniklik bize, gönül almak sana. &lt;br /&gt;Suçlamak bize, katlanmak sana. &lt;br /&gt;Acizlik bize, hoş görmek sana. &lt;br /&gt;Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. &lt;br /&gt;Haksızlık bize, bağışlamak sana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey oğul, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.&lt;br /&gt;Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey oğul, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı. &lt;br /&gt;Allah yardımcın olsun... &lt;br /&gt;Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın! &lt;br /&gt;Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin.&lt;br /&gt;Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. &lt;br /&gt;Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!&lt;br /&gt;Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler,&lt;br /&gt;görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey oğul! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberdir. &lt;br /&gt;İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin. &lt;br /&gt;Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! &lt;br /&gt;Gördüğünü görme! Bildiğini bilme! &lt;br /&gt;Sevildiğin yere sık gidip gelme! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey oğul! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç kişiye acı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cahil arasındaki alime,&lt;br /&gt;- Zenginken fakir düşene ve &lt;br /&gt;- Hatırlı iken itibarını kaybedene.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey oğul! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. &lt;br /&gt;Haklıysan mücadeleden korkma!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-9178671240436764603?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/9178671240436764603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=9178671240436764603&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/9178671240436764603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/9178671240436764603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/10/seyh-edebalinin-ogutleri.html' title='Osmanlı&apos;nın Kuruluşundaki Felsefe'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-7858802671840979152</id><published>2008-10-09T04:11:00.001-07:00</published><updated>2008-10-09T04:12:12.379-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Şevket Eygi'/><title type='text'>Bazı Müslümanların Lüks Çılgınlığı</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3275/2923554729_ff6a01180e_o.jpg" width="675" height="350" alt="Fakirlik" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mehmet Şevket Eygi&lt;/span&gt;'nin msülümanlık ve lüks üzerine yazdığı bir yazı. Buyrun Okuyalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu memlekette on milyon işsiz var... Aşsız vatandaşlar perişan vaziyette...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnanmayacaksanız ama ayda 250 liraya çalışan insanlar, çocuklar var. Beş altı yüz liralık emekli maaşlarıyla sürünenler var... Çocuklarına bir kilo kiraz alıp yediremeyenler var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle iken birtakım politikacılar, medyacılar, iş adamları Nemrud gibi, Firavun gibi lüks ve sefahat içinde yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bu politikacıların, medyacıların, iş adamlarının bir kısmı dindar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi dinsizlere fazla bir şey demeyelim, dindar geçinenlerin israf yapması, lüks bataklığına batması, sefahat pisliğine gömülmesi doğru mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din kardeşleri aç iken nasıl böyle yaşayabilirler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar 5 yıldızlı otelleri beğenmiyor, 7 yıldızlılara iniyor. Normal odaları beğenmiyor, kral suitlerinde kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adamlar 30 bin dolarlık otomobillere binmeyi bir zül addediyor, 150 bin liralık ihtişamlı binitlerde gurur ve kibir içinde dolaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Müslümanız diyorlar, hem de Peygamberin “Komşusu aç gecelerken, kendisi tok sabahlayan bizden değildir” tehdidinden korkmuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lüks, aşırı konfor, sefahat, haddinden fazla tüketim içinde yaşayanlar örnek Müslümanlar değil, Nemrud ve Firavun tabiatlı münafıklar ve fasıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çinlilerden ibret alalım. Türkiye’de şu anda on binlerce Çinli bulunuyor. Ülkelerine gidip geliyorlar, ticaret yapıyorlar. Zerre kadar israf ve gösteriş sergilemiyorlar. Binlerce çeşit malı tanesi 1 liradan satıyorlar. Kazançlarını kuruş kuruş biriktiriyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevazı yiyorlar, mütevazı geceliyorlar. Bir Çinlinin kazandığı para ile içki içip seks alemi yapması, lüks otelde yatması, parasını saçıp savurması görülmemiştir.&lt;br /&gt;Bilhassa bazı Müslüman devlet ve hükümet adamları ve hanımları, on milyonlarca halkın geçim sıkıntısı çektiği bu ülkede biraz daha dikkatli ve ahlâklı hareket etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir o korkunç fiyatlara yaptırılan elmaslı, pırlantalı, yakutlu, zümrütlü, safirli mücevherler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir o yüz bin liralık lüks saatler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lüks bir mağazadan bir kadın çorabının 400 liraya alındığını duyuyoruz. Müslüman politikacılara ve iş adamlarının hanımlarına böyle alış verişler yakışır mı?&lt;br /&gt;Bazı Müslüman politikacılar medyacılar, iş adamları Ağa Han gibi debdebe ve ihtişam içinde yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendileri, eşleri, oğulları, kızları, torunları, yeğenleri eski Hint Mihraceleri gibi hayat sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu memlekette genel bir refah olsa, herkesin tuzu kuru olsa, hiç sefalet ve sıkıntı olmasa yüreğim yanmaz bu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse bana kızmasın. Yazdıklarım doğru mu değil mi onu düşünsün. Doğruysa herkes kendisine çeki düzen versin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca vatandaşın sefalet ve sıkıntı içinde yaşadığı bu ülkede 400 liraya kadın çorabı alınmaz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-7858802671840979152?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/7858802671840979152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=7858802671840979152&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7858802671840979152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/7858802671840979152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/10/muslumanlik-ve-luks-uzerine-2_09.html' title='Bazı Müslümanların Lüks Çılgınlığı'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-1101759959374617077</id><published>2008-10-08T04:36:00.000-07:00</published><updated>2008-10-08T04:59:31.695-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Şevket Eygi'/><title type='text'>Müslümanlara Nasihat Edilmiş Olsaydı Bu Kadar Azgınlık Olmazdı</title><content type='html'>&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3080/2924384126_9cd87c0ea6_o.jpg" width="675" height="350" alt="Lüks" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Şevket Eygi&lt;/span&gt; klişeler dışına çıkarak Müslümanları sorguluyor. Müslümanlığın manasını. Buyrun okuyalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜSLÜMANLAR çağdaş, modern/asri hayata, züccaciye dükkanına giren fil gibi girdiler. &lt;br /&gt;Onlara etkili şekilde öğüt verilmiş olsaydı, bu kadar fısk, fücur, günah, isyan, tuğyan, azgınlık olmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eline para ve imkan geçiren bir kısım Müslümanlar lüks, israf, sefahat, saçıp savurma, gösteriş, gurur, kibir, aşırı tüketim, aşırı konfor bataklıklarına yuvarlandı.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 25 yıl içinde lüks meskenlere, lüks binitlere, lüks dekorasyona, lüks yazlıklara, lüks giyim kuşama, lüks yemeğe içmeye trilyonlarca dolar harcandı.&lt;br /&gt;İslâm bunları günah ve isyan olarak gösteriyordu ve Müslümanlar bunları yaptılar.&lt;br /&gt;Bunlara harcanan trilyonlarla güçlü eğitim kurumları, güçlü bir medya, güçlü kültür müesseseleri kurulabilirdi. Neler yapılmazdı ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Büyük ve ciddî bir İslâmî bilgi bankası kurulabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bir milyon tirajlı haftalık bir dergi yayınlanabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Günde iki milyon satan çok güçlü ve etkili bir gazete çıkartılabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Milyonlarca Müslümanı kırsal kesim kültüründen şehir/medeniyet kültürü dairesine sokacak çalışmalar yapılabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Vasıflı, güçlü, üstün, temiz süper Müslüman elemanlar yetiştirilebilir ve bunlardan zaferden zafere koşan kadrolar kurulabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Sadece Türkiye halkını değil, bütün dünyayı nurlandıracak, insanlığı akın akın hidayet yoluna çekecek tebliğ, davet, irşad, müjdeleme, uyarma teşkilatı kurulabilirdi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Temizlikte, şeffaflıkta bütün dünyaya örnek olunabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef bunlar yapılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar para, mal, servet, zenginlik tuzağına düştüler. &lt;br /&gt;İslâmî hareket ve siyasal İslâm kirlendi, kirletildi.&lt;br /&gt;Tarihte benzeri görülmemiş bir haram yeme çığırı açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dinine aykırı bir sürü günah işlendi, isyan sergilendi, fısk ve fücur yapıldı, ahlâksızlık ve karaktersizlik irtikab edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmî kesimde yüz milyarlarca dolarlık kara, kirli, necis para birikimi oldu.&lt;br /&gt;Bazıları o kadar kudurdular ki, evlerinin banyo musluklarını altınla kaplattılar.&lt;br /&gt;Yerli taşı beğenmediler, Brezilya’dan gelme “lüks” granit satın aldılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otomobilleriyle gururlandılar.&lt;br /&gt;Yazlıklarıyla gururlandılar.&lt;br /&gt;Servetleriyle gururlandılar.&lt;br /&gt;Elbiseleri ve ayakkabılarıyla gururlandılar.&lt;br /&gt;Bunların aldatıcı dünya oyuncakları olduğunu düşünmediler. Kur’an’ı, Sünneti, hikmeti (bilgeliği) dinlemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş yıldızlı otelleri beğenmediler, yedi yıldızlı otellerde caka sattılar.&lt;br /&gt;Şeriat hükümlerini ve İslâm ahlâkının hiçe saydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümana yakışmayan hedonist ahlâk ile ahlâklandılar. &lt;br /&gt;Kıymetli yıllar boşa gitti.&lt;br /&gt;Trilyonlarca dolar boşa gitti.&lt;br /&gt;Şeytanın maskarası oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İ’lâ-yı kelimetullah için harcanması gereken büyük meblağları nefs-i emmareleri, cemaat asabiyetleri, erbab haline getirip putlaştırdıkları baronları uğrunda israf ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din işlerine, cep telefonuna verdikleri önem kadar değer vermediler.&lt;br /&gt;Nur topu günlerin kanına girdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara nasihat etme imkanına sahip oldukları halde etmeyenler ne büyük bir vebal altındadır...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-1101759959374617077?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/1101759959374617077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=1101759959374617077&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/1101759959374617077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/1101759959374617077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/10/muslumanlik-ve-luks-uzerine-1.html' title='Müslümanlara Nasihat Edilmiş Olsaydı Bu Kadar Azgınlık Olmazdı'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4409199602289869758.post-9001947074268684777</id><published>2008-10-06T23:43:00.000-07:00</published><updated>2008-10-07T23:31:30.199-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Muhammed (S.A.V.)'/><title type='text'>Veda Hutbesi</title><content type='html'>&lt;center&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://farm4.static.flickr.com/3182/2921288514_bed63aeab4_o.jpg" width="675" height="350" alt="besmele" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye besmele ile başlamak gerek diye öğrettiler bizlere gözümüzü bu semaya açtığımız ilk günden bu yana. Rahman (c.c.) adını anarak yaptığımız işlerden hayır umabilmemiz adına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sitede hoşuma giden kaliteli yazıları yayınlayacağım. Farklı düşünen, farklı öğütleyen insanlara yer vereceğim. Ve Habibullah (a.s.) ile başlıyorum yazılara. Okuyun, düşünün, bilgilenin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey insanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"Ashabım! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ashabım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ashabım!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia’nın kan davasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey insanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Muhakkak ki, şeytan su toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek islerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakininiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey insanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kildiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkiniz, kadınların da sizin üzerinizde hakki vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkinizi; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onların yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey mü'minler!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabi Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.) sünnetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Mü'minler!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey insanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermiştir. Her insanin mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.&lt;br /&gt;Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hakk, bu gibi insanların ne tövbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey insanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun sucu üzerine, oğlu da babasının sucu üzerine suçlanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"Dikkat ediniz! Su dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. &lt;br /&gt;• Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. &lt;br /&gt;• Zina etmeyeceksiniz. &lt;br /&gt;• Hırsızlık yapmayacaksınız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihada etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"İnsanlar!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Sahabe-i Kiram birden söyle dediler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah’ın elciliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4409199602289869758-9001947074268684777?l=oku-dusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oku-dusun.blogspot.com/feeds/9001947074268684777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4409199602289869758&amp;postID=9001947074268684777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/9001947074268684777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4409199602289869758/posts/default/9001947074268684777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oku-dusun.blogspot.com/2008/10/veda-hutbesi.html' title='Veda Hutbesi'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
